<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464</id><updated>2012-01-31T11:13:57.466+02:00</updated><category term='fifa'/><category term='hayat'/><category term='aşk'/><category term='futbol'/><category term='platonik'/><category term='basketbol'/><category term='gülşah'/><category term='hilal'/><category term='merve'/><category term='pelin'/><category term='tuğçe'/><category term='güzel'/><category term='öss'/><category term='lise'/><category term='üniversite'/><title type='text'>it's my way</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>93</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3807269536829193976</id><published>2009-11-02T00:17:00.001+02:00</published><updated>2009-11-02T00:17:50.754+02:00</updated><title type='text'>birtakım olaylar</title><content type='html'>www.pulcu.org&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açılmış bir süre önce, insan bir söyler işte..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3807269536829193976?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3807269536829193976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3807269536829193976&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3807269536829193976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3807269536829193976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/11/birtakm-olaylar.html' title='birtakım olaylar'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2799576910015333120</id><published>2009-08-17T18:34:00.003+03:00</published><updated>2009-08-17T18:45:34.285+03:00</updated><title type='text'>iddaa üzerindeki hakem etkisi</title><content type='html'>iddia olayı ilginç aslında, resmi bahis oyunu olan iddaa dışında, konsept açısından iddia olayına bakarsak ilginç bir olay çıkıyor ortaya. iki kişi, en ufak etkilerinin olmadığı bir olay hakkında sonuç üzerine para yatırıyorlar. tabi bıyıklarını kestireceğini söyleyenler de çıkıyor arada, o ayrı bir konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi böyle bir durum var ortada, hiçbir etkin yok olay üzerinde ama sonuçları seni feci etkiliyor. cidden mantıksız geliyor insana böyle düşününce. diğer yandan ise parayı ikiye katlama gibi cazip bir seçenek var karşıda ki olayı çekici kılan tek şey de bu sanırım. hayata heyecan katmak da opsiyonel oluyor bu durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iddaa ise olayın üst boyutu. burada ikiye katlamak değil tek şansınız, binlerce kat kazanabilirsiniz, üstelik tek oynama hakkınız kazanan taraf da değil. kaç gol olacağı, ilk tacı kimin atacağı bile sizi zengin edebilir. tabi böyle olunca oyun üzerinde en büyük etki hakkına sahip olan hakemlerin önemi biraz daha artıyor. her maçta görebileceğiniz bir hakem hatası, size milyonlara mâl olabiliyor.(eski lira)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şahsen sivasspor ile fenerbahçe arasında maça sivasspor için çifte şans oynamıştım. henüz oturmamış hücum hattı ve zayıf sayılabilecek savunmasıyla fenerbahçe'den pek bir şey beklemiyordum. ama unuttuğum nokta sanırım sivasspor'un daha da kötü durumda olmasıydı. buna rağmen maç gayet iyi gitti uzun bir süre, ama o da ne? ofsayt olan bir pozisyondan gol geldi ve akabinde dağılan bir anadolu takımı izledik. fenerbahçe de skora çok rahat gitti. burada demek istediğim tabi ki maçı hakem verdi değil, sonuçta zaten tek kale izliyorduk maçı ama yine de oyunun haksız bir şekilde değişmesi, para kaybeden olmasa da kazanamayan biri olarak, beni üzdü. bu futbolu oynuyor takım sahada, galibiyeti haksız olarak almasın istiyorum. üstelik işin bir ucu da artık parayla ilişkilendiği için, insanlar daha dikkatli olsun istiyor herkes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi bu sorun iddaa ile ilgili değil, genel olarak futbolun bir sorunu. basketbolda olayı izleyerek çözebiliyorlar artık ama uefa-fifa sağolsun eşitlik ilkesinden dolayı bu tip bir olayı futbolda uygulamıyorlar. böyle olunca da anlaşılıyor ki insan unsuru ile maçlar yönetilecek uzun yıllar. ancak iddaa farklı olay, bu açıdan da bence iddaa'nın olaya biraz farklı bir perspektif koyması lazım. hakem hataları konusunda farklı iddialar koyabilir ya da mevcut ganyanları hatalara göre de değiştirebilir. farklı bir tat yakalamak için de hoş olabilir gayet bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi hiçbirimiz eğer o hata yapılmasaydı maçın gerisi nasıl geçerdi bilemeyiz, misal aynı maçtan örnekle, o pozisyonda ofsayt verilseydi, maçın 5-0 olmayacağını kimse söyleyemez. kısfmet bunlar sonuçta, sadece bir öneri veresim gelmişti, farklı tatlar güzel olabilir zaman zaman. tabi yanlarında farklı kavgalar da getirecektir, alıştık gibi artık kavgalara, o yüzden önemsemiyorum pek onları :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2799576910015333120?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2799576910015333120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2799576910015333120&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2799576910015333120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2799576910015333120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/08/iddaa-uzerindeki-hakem-etkisi_17.html' title='iddaa üzerindeki hakem etkisi'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8035409903056549254</id><published>2009-08-17T18:34:00.000+03:00</published><updated>2009-08-17T18:35:23.584+03:00</updated><title type='text'>iddaa üzerindeki hakem etkisi</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8035409903056549254?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8035409903056549254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8035409903056549254&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8035409903056549254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8035409903056549254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/08/iddaa-uzerindeki-hakem-etkisi.html' title='iddaa üzerindeki hakem etkisi'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-802100546661322230</id><published>2009-07-13T22:59:00.000+03:00</published><updated>2009-07-13T23:00:09.133+03:00</updated><title type='text'>iş tanımlamaları vol.1</title><content type='html'>önceleri hep istenilenin çok fazlasının, beklenenin ise çok daha azının söylendiğine pek inanmazdım aga, sonuçta herkes gördüğünü fazlasılya büyüterek anlatırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak gün geldi ve günlük işlerde çalışmaya başladım ufaktan. hostluk tipindeki işlerden sonra bir gün arkadaşım ertesi gün "ofis elemanı" olarak çalışıp, çalışmayacağımı sordu. boşluktan evet diyerek numaramı verdim. 1-2 saat sonra aradı eleman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tamam o halde, yarın boşsun tabi. ingilizce biliyor musun?&lt;br /&gt;+ ingilizce öğretmenliği okuyorum, yani..&lt;br /&gt;- süper o zaman, tam aranan kişisin. levent'i biliyorsun değil mi? en geç 9:30'da orada olacaksın. takım elbise giyeceksin, unutma.&lt;br /&gt;+ hallederiz yæ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylece yabancı dil bilme işinden girmiştik olaya. ertesi zar zor bulabildim adresi, bu sayede levent'i bilmenin de ne demek olduğunu öğrenmiş oldum. vardığımda ise saat 10:30'du. 1 saat geç kalmanın burukluğu ile gittiğim yerde aslında yarım saat erken geldiğimi öğrenmiş de oldum. etrafımda kravat dahi takan kimse yoktu, bu da sanırım ne kadar alt seviyede olduğumu gösteriyordu, tabi bunu anlamam saatlerimi alacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birden geldi altında çalşacağım yasemin hanım, tanıştık ve oturdum öyle. saat 13 gibi, yemek söyleneceğini öğrendim. sadece oturuyordum öylece ve açıkçası utandım yemek istemekten. yemek sonrasında ise saat 14 civarı ilk işim geldi önüme, kimlikleri alfabetik sıraya koyacaktım. ingilizce bilmenin önemini kavradım birden. yoksa w ile başlayan ismi nasıl sıralayabilirdim ki.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işten çıktığımda saat 21:20 idi ve yaptığım işler mektup katlamak ve kimlik sıralamaktı. yarınımın neden boş olmasını gerektiğini de anlamıştım, zira ancak boş bir günde yapılacak şeyler bunlar. ve o şeyleri yapmama rağmen boş bir gündü. aslında basit görünen şeylerin ne denli önemli olduğunu kavramıştım. sonrasında ise daha dikkatli baktım iş olaylarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama deli gönül durmuyordu işte. bir ders sonrasında otururken kantinde çaldı telefonum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "bilgisayar kullanmayı biliyor musun?" dedi ses bu sefer.&lt;br /&gt;+ hallederim sanırım, diyebildim.&lt;br /&gt;- takım elbise giy, tıraş ol, şu adrese git, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgisayar kullanmak sanırım bilgisayar bir şeyler yazmaktı, en azından tahminim böyleydi. her şeyi halledip yola çıktım ve vodafone genel merkezine gittim. genel müdür yardımcılarından birinin yanına gidecektim görev olarak. kendisini buldum ve misyonumu anlattım. bana bir sunum gösterdi bilgisayarında, sonra onu bir flash belleğe koydu. sonra flash belleğin içinden dosyayı tekrar açtı ve kontrol bunu. bunu 3 kez daha tekrarladı ve flash belleği kutusuna koyarak bana verdi. heyecanla bekliyordum orada, iş yapacaktım sonunda. "bunu yarın sabah, en geç 9 da, erhan beye vermiş olmalısın" dedi. "peki" dedim, "o kadar mı?". "o kadar" dedi gözümün içine baka baka. sunumun konusuna baktım, "siber uzayda çocukların korunması" idi. bilgisayar bilmenin gereğini de anlamıştım birden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık üç yabancı dil bilmesi gerekiyor yazan işlere bile başvuruyorum gönül rahatlığı ile, zira en az üç dilde seni seviyorum diyebilirim. mnskym başka ne olabilir ki işin tanımı. işi boktan yanı zaten parayı da alamadık daha, daha boktan yanı ise, istemeye yüzüm de yok. iş mi lan bunlar? ayıp değil mi üniversite öğrencisine bunları yaptırıyorsunuz? ühü..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-802100546661322230?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/802100546661322230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=802100546661322230&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/802100546661322230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/802100546661322230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/07/is-tanmlamalar-vol1.html' title='iş tanımlamaları vol.1'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3681603466222949733</id><published>2009-06-30T04:43:00.002+03:00</published><updated>2009-06-30T04:58:51.687+03:00</updated><title type='text'>modern kadının dayanılmaz karmaşıklığı</title><content type='html'>giydiği havalı yaz kıyafetiyle herkesin dikkatini rahatlıkla çekiyordu. zaten programın da konuğuydu, dikkatlerin üzerinde olması gayet normalde. birden "erkekler basit olanlar zaten, önüne koy bir tas yemek, tavla oynar, ps oynar, zamanını geçirir. hayattan zevk alan bizleriz, biz karmaşığız. onların parası var ama nasıl harcayacaklarını bilmiyorlar. iyi olan biziz..." diye dönüşü olmaz bir yola girdi. karşısında yıllardır ntv'de çokça izlediğimiz, o gözlüklü, kır saçlı adam vardı. dünyanın en efendi insanı kim diye sorsan, onu gösterirdi herkes düşünmeden. ama o düşünüyordu işte, ve aklındaki her şeyi de çekinmeden söylüyordu. işte buna modern kadın deniyordu zaten, rahat, ilişkilerini konuşarak çözmeye çalışan ve ilişki bitince köşesinde(kendisi köşe yazarıydı aynı zamanda) bundan rahatlıkla bahseden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendisi böylesine rahatça ilişkilerden bahsediyordu ama kahvede ahmet abi ondan bahsederse bunu da hemen "kıroluk" olarak yaftalayıp, yine köşesinde kullanabiliyordu. sonuçta o karmaşık olandı, onu anlamak bize düşemezdi asla. hele kahve köşesinde tavla oynarken bunu yapmak, karmaşıklığa aykırıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;program devam ediyordu. en efendi sunucu sadece gülebiliyordu karşısında, sonuçta bir şey yapamazdı, efendiydi kendisi. gerçi zannetmiyorum aklına kötü bir şey geldiğini de, efendi sonuçta, kötü şey de düşünemezdi. ama yazar hatunumuz durmuyordu işte. gelen mailler tonlarca ayar verirken, sunuculardan hatun olanı konuğuyla ne kadar samimi olduğunu göstermek için elinde geleni yapmıştı. neredeyse isim verecekti geçmiş ilişkileri hakkında. işin kötü tarafı ise bu saatte izleyecek başka bir şeyin olmamasıydı. henüz bitmişti ispanya-abd maçı ve büyük keyif sonrası biraz gezinmek istemiştim televizyon kanalları arasında. yıllardır yapmadığım bu eylemi neden yıllardır yapmadığımı fark ettim o anda. "biz karmaşığız" hanım aşağılamasına devam ediyordu televizyonu kapattığımda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir anlığına kendimi o sunucunun yerine koymak istedim. karşımda yeni albüm çıkartmış bir köşe yazarı var, ve kendisi bolca pohpohlanmış her halinden belli. gelen sorulardaki "aileniz de tabi müzikle içli dışlı" altyapılı cümleler, beğenmedik sesinizi ama aileniz sağlam, bir şey diyemiyoruz tonunu veriyordu adeta. yüze bu kadar yakışan bir gülümsemeye sahip sunucumuz çaresiz dinliyordu söylenenleri. tipinden anlaşılacağı üzere geçmişi muazzamdı, kültürel birikim akıyordu her yanından. ama karşısında sürekli kadınların karmaşıklığından bahseden kadın vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 dakika sonra tekrar açtığımda televizyonu, bu sefer de erkeklerin ne kadar anlayışsız olduğundan bahsediliyordu aynı programda. o kadar öküzdük ki bir çiçek almayı bile düşünemiyorduk. üstelik kadınlar o kadar basitlerdi ki, en ufak hediyeyle bile mutlu olabilirlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birden ahmet abi geri geldi gözlerimin önüne, evine gelmişti. elinde çiçeklerle bir süpriz yapacaktı belli ki. çiçekleri verdi sevdiceğine ve o anda sevdiceğinin yüzü buruştu. "adı ne?" tipinde dolaylı bir söze girmedi bile karmaşık hanım, "biri mi var" dedi sadece. ahmet abi ne diyeceğini bilemedi. bir süpriz amacıyla geldiği evinde suçlanıyordu sadece yıllardır çiçek almaması akabinde çiçek aldığı için. bütün gece, izledikleri dizinin her cümlesinde suçlandı ahmet abi, gece de salonda yattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karmaşık hanım devam ediyordu hala. ama artık neyden bahsettiklerini anlayamıyordum. hanım sunucumuz "hiç öpüşmedim değil tabi ki" gibi bir cümle kurdu. çok rahat olduğunu göstermeye çalışıp, bir yandan da tutucu olduğunu göstermeye çalışırken birden gerici göründüğünü hisseden hatunun kıvırması gibisi yoktur. bu olayı "bakire de değilim" demeciyle bir sabah programını hareketlendiren ablamızdan da anlayabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temelinde kendilerini bu kadar tanımak istediğimizi nereden çıkardıklarını anlayamadığım tonlarca insan vardı televizyonda, ve ben bilgisayara bakarken, diğer yandan televizyonu dinliyordum. telefonum titredi, sms titremesiydi bu. "msn'de niye yoksun, yine neredesin" yazıyordu tam olarak. hemen açtım msn messengerı, "selam" dedim. "galiba işin vardı, rahatsız ettim" dedi ve çevrimdışı oldu. dayanılmaz karmaşıklık buydu sanırım, biz ise basit olandık. yemeğimi ver, oyunuma karışma, güzelce seviş, mutlu oluruz her türlü. basit olmak mutluluk be cano, keşke herkes bunu öylece kabul etse filan..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3681603466222949733?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3681603466222949733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3681603466222949733&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3681603466222949733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3681603466222949733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/modern-kadnn-dayanlmaz-karmasklg.html' title='modern kadının dayanılmaz karmaşıklığı'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-875441421973269317</id><published>2009-06-29T03:33:00.003+03:00</published><updated>2009-06-29T03:37:16.434+03:00</updated><title type='text'>boy uzaması için tavsiyeler</title><content type='html'>biliyorum ki orada, bir yerlerde, boyu uzasın diye zaman harcamaya hazır bir ton insan var. ve yine biliyorum o insanlar doğru şartlarda değillerse uzayamayacaklar. o kadar üzücü ki bu, o yüzden birazcık yardım etmeye karar verdim. tabi kendi çapımda, kendi tecrübelerimle. idare etmek lazım biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- öncelikle dua edin. çok önemli bir basamak bu. 2,12lik boyumu buna borçluyum diyebilirim sanki. başladığımda 2,01 filandım, gerisi geldi zaten hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- basketbol oynayın. ama blok yemeyin. şimdi zıplarken uzuyorsunuz ya, blok yiyince de ters etki yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- süt için, peynir yiyin. ama bilin ki bir işe yaradığı yok bunun. sadece yıllar sonra konuyla ilgili örnek gösterilirseniz söyleyecek sözünüz olsun. yoksa kızabiliyor teyzeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- babanızı uzun seçin: genler önemli. sonuçta süt falan içiyorsunuz ama o ancak varolan potansiyelinizi ortaya çıkarabilir, genler dandikse, bi' sikim olmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-875441421973269317?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/875441421973269317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=875441421973269317&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/875441421973269317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/875441421973269317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/boy-uzamas-icin-tavsiyeler.html' title='boy uzaması için tavsiyeler'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7578263225051489826</id><published>2009-06-19T03:54:00.002+03:00</published><updated>2009-06-19T04:06:39.071+03:00</updated><title type='text'>bilgisayar vs. baba</title><content type='html'>şampiyonlar ligi çeyrek finalinde zorlu bir eşleşme. bir yanda yıllarını saç dökmeye, emekli ikramiyesini bir an önce almaya harcamış baba, diğer yanda ise ona göre daha yeni denilebilecek ve kişisel kaygılar taşımayan bilgisayar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öncelikle tanışma evresindeyiz. profaz evresindeki babanın, tüm işlemleri monitörün yaptığını sanması klasik bir olaydır. deneyimizin birinci gününde bu konu üzerinde duruciz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün1-: işte geliyor, heyecanla baktı ekrana ve fareye. o ne elindeki sorusuna aldığı fare yanıtı, kendisini oldukça güldürdü. ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı bile. kasanın kapama düğmesine basıp, kaçan küçük kuzene bağırınca da parladı birden. ne olacakmış o düğmeye bassa. ulan şurada deney yapıyoruz, adam neler diyor yææ. neyse işte giremedim bir türlü konuya, hangi oyunlar var bunda dedi. pes, cod filan diyince de, eeeh diyip gitti. yaşam formuna yaklaşmam engelleniyor sürekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-2: bugün daha hayata dair şeyler yapmaya çalışıcam, bakalım ne sonuçlar ortaya çıkacak. ilk olarak fareyi nasıl kullanacağını gösterdim, hemen alıp kafasına göre tıklamaya başladı. sanırım geliştirilebilir bir tür, en azından kendi kendine ufak gelişmeler kaydedebiliyor. hemen ufak kuzene verdi fareyi, ve onu da piç etmeyi başardı hemen. gün yine düğmeye basıp kaçan kuzene küfür ederken bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-3: internete geçme vakti olduğunu düşünüyorum, bakalım o ne düşünüyor. "film var mı bunda" dedi. buradan kültürel aktivitelere yatkın olduğu çıkarımını yaptım. akabinde böyle vurdulu kırdılı demesi üzerine soğudum. şerefsizim deneyden soğuttu beni. aha da geldi kuzen yine, mnskym bir daha basarsa düğmeye dövücem. sanki bunlar beni deniyorlar ya, bakalım sabrım nereye kadar gidecek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-4: oyunlar diye bir klasör gördüm masaüstünde. ulan ben yokken kim açıyor bu bilgisayarı, olaylar kontrolümden çıkmaya başladı iyice. baktım içine, okey-tavla tipinde alt türe ait oyunlar vardı. hemen geldi arkamdan, çık biraz oyun atayım dedi. bu kadar içselleştirmesi ilginçti, 4 günde müthiş bir gelişme sağlamıştım resmen. baktım yüzden düşmeye başladı okeyde. "bari renkli yapsaydın" dedim anlamsızca. "ya git içeri televizyon izle" dedi, gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-5: deneyi bitirmem gerektiğini hissediyorum, resmen feysbuk'tan hesap almış, 300 arkadaş yapmış bile. davranış bilimlerini incelemekten benim bile 15 arkadaşım var lan sadece. şu deneğe gösterdiğim ilginin 8/2 si ile fındık bile alamıyorum, o derece boktan durum. en temizi bi' laptop almak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ufak bir muhabbet sonrası, "gel netten bakalım laptoplara" dedi. arama motorlarına ve teknolojiye bu denli vâkıf olduğunu bilmiyorum, aslında öğrenmesem de olurdu ama çaresiz bakalım dedim, baktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oyun oynamazmışım ben, o yüzden 1200$+KDV ye uygun bir şeyler olurmuş. tamam dedim, sipariş verdik. kendine de ps3 aldı o arada. galiba o da bana girdi. hoş olmayan gelişmeler bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-7: ps3 geldi, laptop yok ortada. çaresiz aldım barcelona'yı, zira adam çelsi ile çakıyor habire. sonunda 4-0 yaptım skoru ve küfür ede ede gitti odasına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün-16: "gel çakayım bi' sana" dedi, aldım kolu elime, sonra da verdim eline. kardeşim her gün yeniyorum, hala akıllanmadı. bir de üstüne sinirleniyor. soramıyorum da laptopa ne olduğunu. yeter lan, ufak kuzen de yok ortalıkta. lan yoksa??&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7578263225051489826?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7578263225051489826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7578263225051489826&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7578263225051489826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7578263225051489826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/bilgisayar-vs-baba.html' title='bilgisayar vs. baba'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5606863182537718317</id><published>2009-06-10T22:33:00.002+03:00</published><updated>2009-06-10T22:36:17.105+03:00</updated><title type='text'>alternatif dizi senaryoları #3</title><content type='html'>akıyor resmen olaylar, bir dizi ile daha karşınızdayız izleyiciler, takipçi anlamında yani..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;###kobra takibi###&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyoruz bu diziyi demeyin, beni hasta etmeyin. o başkaydı, remake yapıyorum burada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konu şöyle temelde, hasan aktif bir cinsel yaşama sahiptir ve olaylar gelişir. yani adamın kobrasını izliyor olucaz resmen. terbiyesizlik bence. hani gizem filan da yok, bildiğin her şey ortada olacak. ama komik olur bence, gülünür gibi geldi bana. yani sabah öyle gelmişti ama şimdi yazınca kötü gibi oldu. neyse biraz fikir teatrisi yapalım da, elbet düzelir bu senaryo. %12 pay veririm senaryoyu düzeltene ama ana hatlara dokunmak yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5606863182537718317?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5606863182537718317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5606863182537718317&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5606863182537718317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5606863182537718317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/alternatif-dizi-senaryolar-3.html' title='alternatif dizi senaryoları #3'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3012843445070830140</id><published>2009-06-10T22:29:00.002+03:00</published><updated>2009-06-10T22:33:19.033+03:00</updated><title type='text'>alternatif dizi senaryoları #2</title><content type='html'>hazır gazlıyken bünye yazmak lazım diye düşündüm, karalamak lazım gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;###Buglı ev ya da Buglı evin esrarı###&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genç çift yeni evlenmiştir ya da evlenmeyi planlıyorlardır. mühim değil bu, amaç az sevişsinler de gençler de mutlu olsun filan, yoksa konuyu zerre etkilemeyecek bu olay. ha ileride iyi teklifler gelir de, dizi uzasın denirse hemen "işte zina yapan çiftin sonu" olsun diye evli değiller olabilir, orası değişken, bakarız duruma göre. olmadı flashback yapıp zamanında beşik kertmesiymiş bunlar diye laf da çıkartırım. senaryo elimde lan resmen, oyna kafaya göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse işte eve geliyor çift, çok beğeniyorlar. çıkarken mahallenin delisi(aslında en doğruyu sen söylüyorsun be abi olan) o ev perili filan diyor, halbuki olaydan haberi yok herifin. ev buglı, spoiler veriyorum ha, ona göre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar ilk gece yatıyorlar işte, kapı kapanmıyor. aha da sana bug. tabi coderı da tanımadıkları için hata bildirimi yapamıyor gençler. derken ışığı açınca sular akmamaya başlıyor ve işler daha ilgi çekici hale geliyor. tabi şimdi size ev buglı dedim diye anladınız konuyu, yoksa bir sezon mal gibi izleyecektiniz, sonra haaaa dedirtecektim hepinize. hadi yine iyisiniz, çakallar..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3012843445070830140?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3012843445070830140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3012843445070830140&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3012843445070830140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3012843445070830140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/alternatif-dizi-senaryolar-2.html' title='alternatif dizi senaryoları #2'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7989162973251403763</id><published>2009-06-10T22:20:00.002+03:00</published><updated>2009-06-10T22:26:50.624+03:00</updated><title type='text'>alternatif dizi senaryoları #1</title><content type='html'>takılayım dedim böyle biraz, diziler zira pek coşkun şu aralar. elini sallasan lost izleyen, heroes sikerten adamlar kanırtıyor etrafa. atarlanan bireylere oluyor tabi arada, değerlerimiznedenkorunmuyorcular olarak avrupa yakası filan izliyor keratalar. neyse konu o değil, öyle takılmalık işte. giriş olsun istedimdi öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;###löst###&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dizinin tek sezon olmasını planlıyorum. zira olayları o kadar kurgulayabildim. ha iyi para önerilirse belki artırırım bölümleri. para lazım çünkü, mühim bir konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jâk isimli davudî sesli ana karakterimiz var başlangıçta. havalimanında bol bol flashback yapmayı planlıyorum, eleman tuvalete giderken filan. çişini tutamıyormuş bu aslında, ardında da kesin sır vardır ha, söylemedi demeyin. işte bu tuvalete gidiyor, o sırada vuruluyor kapı ısrarla ama çıkmıyor adam. sonraki sahnede bakıyoruz ki bir başka karaktermiş kapıyı zorlayan, çok fena sıkışmış ama bu Jâk yüzünden altına ediyor ve sevgilisi terk ediyor bunu filan. hep gizem yani buralar, dikkat etmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uçağa dönersek durum şöyle. tam uçak istanbul civarındayken düşüyor, hem de burgazada'ya. ha diyebilirsiniz iki adım mesafe ama öyle değil işte. saat geç olmuş ve vapur da yok. kahramanlarımızı sabaha kadar ne gibi süprizler bekliyor acaba. genel olarak konu bu olsun istedim. aslında vapur gelene kadar kara zabıta bunları kovalayabilir, adanın koruyucusu olaraktan filan. ya da belediye başkanlığı seçiminden iki rakip bunları kullanıp, oy toplamaya çalışabilir. gelişmeye müsait bir senaryo olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;final bölümünde ise Jâk vapura akbille binmeye çalışırken birden boş olduğunu belirten zoooort sesini duyar ve tuvalette uyanır gibi olabilir. adam beton dökmüş resmen..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7989162973251403763?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7989162973251403763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7989162973251403763&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7989162973251403763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7989162973251403763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/alternatif-dizi-senaryolar-1.html' title='alternatif dizi senaryoları #1'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5504597621944822171</id><published>2009-06-04T20:42:00.002+03:00</published><updated>2009-06-04T20:57:25.207+03:00</updated><title type='text'>stres derken</title><content type='html'>- sorun nedir?&lt;br /&gt;+ şimdi semihcim, her insanın hayatında stresli zamanları olabilir. bunları biraz unutmak hayata geri dönmeni sağlar.&lt;br /&gt;- anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;streliyim demek ha, iyi ama nasıl ki? yani böyle bir şeye kadir bile inanmaz diyecek noktadayım artık. çaresiz eve geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- neymiş yavrum sorun?&lt;br /&gt;+ çok stresliymişim, o yüzden yapıyormuşum yani.&lt;br /&gt;- sen mi? ay güleyim bari, doktorlar uydurur hep öyle şeyleri.&lt;br /&gt;+ tabi canım, ehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl ya, nasıl stresli olabilirim ki ben, o kadar cool insanım ki anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback olayları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 8 aylıkken(doğum öncesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vay be, resmen bir ayım kaldı ha önümde. negzel çıkıcam, mis gibi hava filan. ama ya beğenmezlerse. yatmaktan serdik göbeği de, spora mı başlasam acaba. lan nasıl spor olacaksa artık burada da. şu dalgayla ip atlasam mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken hafif erken doğum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 1 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yanım mıncıklandı ya yine, vericem mnskym bu kiloları. yaşanmaz şerefsizim bu halde. ileride kızlar filan da güler ha kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 5 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne sikim yer la burası, kadın sabah akşam konuşuyor. biz de dinliyoruz öylece. sonra birinin annesi geliyor ve pasta&amp;börek veriyor. anaokulu böyleyse lisede yaşadık şerefsizim. aha benimki de geldi, o kadar diyorum gelme diye ama illa gelicek. gören de bebek sanar ha, okuldan yalnız dönemiyorum sanki, te allaam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 8 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ulan yine değişti okul, ama buradaki hatunlar daha iyiymiş. aha şuna takılayım. &lt;br /&gt;(haftalar sonra, evde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- oğlum bir kızla çok yakınmışsınız okulda.&lt;br /&gt;+ ne alakası var yææ?&lt;br /&gt;- hadi hadi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yaşta çekilmez çilem varmış arkadaş. saçlarım dökülmeye başladı resmen. bu kızı da kaçırırsam kesin evde kalıcam ha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 11 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amk yine değişti okul. yüzümde tüyler de çıkıyor ufaktan. ulan kesin beğenmeyecekler ha bu sefer. saçlar da iyice gitti zaten. bu yaşta da olmaz ki ama ya. en iyisi evleneyim, kendi evime çıkarsam sanırım kimse karışamaz bana. sakal da bırakırım, zaten haftaya filan çıkar baya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 14 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lgs ne lan? biri bunu açıklamalı bana. öylece gidiyorum dershaneye, sorular filan da olay ne arkadaşım. biri de gelip demiyor ki bu sorular şu işinize yarayacak. hani kastım gerçek hayatta ne işe yaracağı filan da değil. aga sınav filan mı var yakında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok şükür bi' hoca gelip açıkladı, sınav varmış yıl sonunda. ulan ben de bir şey var diye çalışıyordum. sınavsa sorun değil, çıkıp gezeyim biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 16 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine değişti okul ha resmen, baya alıştım galiba artık bu işe. yalnız artık hatunlar garipleşmeye başladı. eskiden ufak tefekti bunlar, artık iyice küçücükler. len, arada büyümüşüm ben ama saçlar gitmiş. şerefsizim evde kaldım bu sefer. veriyorlar stresi küçükten, sonra uğraş dur ha. bak yine geldi işte, sırf kan bağım var diye iyi davranayım bari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ee alıştın mı bakalım?&lt;br /&gt;+ ne olsun işte, takılıyoruz.&lt;br /&gt;- kızlarla aran nasıl, kuş ötüyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sdfknhdf, anam olaya gel. yaş 16, hala kuş filan. gagalatıcam bir gün, o olacak yani. rahat bırakın azıcık yau, hayatımı filan yaşayayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 18 yaş bunalımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öss gelirken ardından tepelerin, yatma saatim geçmiş amk teletabilerin. yine pc başında geçen gece ha, güzel hayat böyle. allahtan öğrenmişim yıl sonunda sınav olduğunu ha, yoksa yine tavşan gibi çalışacaktım bir ton. negzel yatıyorum habre. bak yine geldi işte, soruyor her zamanki gibi sınavı. yıl sonu işte, bekleyin az. açıklanınca sonuçlar konuşuruz. şimdiden kafa yormanın anlamı ne ki acaba? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- genel bunalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm kafa bu işte. atlaya, atlaya tabi. her günü tek tek anlatmanın da manası yok. kafada bunlar gezerken, tepeden gelen "ders çalış, erken yat" komutları ile kafa uyuşmaması sonucunda ortaya çıkan açıklıklar. tüm bu açıklıkların da kafaya denk gelmesi ve sonucundaki kellik. üstüne yıllarca bünyede baş ağrısına sebep olan diş gıcırdatma laneti. ama yok ya, benim ne stresim olabilir ki sonuçta, ekmek elden, su gölden. tek işim ders çalışmak şurada. ha bir de en sevmediğim özelliğim dürüstlüğüm fsdknhjdsh&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5504597621944822171?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5504597621944822171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5504597621944822171&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5504597621944822171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5504597621944822171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/06/stres-derken.html' title='stres derken'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6412122670833484467</id><published>2009-04-29T20:22:00.003+03:00</published><updated>2009-04-29T20:38:40.941+03:00</updated><title type='text'>şey bak</title><content type='html'>yine geldi işte, öylece selam verdip, oturdu yerine. herkes o sırada kısa süre sonra gereceğimiz sınavı konuşuyordu. ona karşı nasıl bu kadar normal davranabildiklerini hiç anlayamadım, anlayabileceğimi de hiç zannetmedim. sonuçta ben kendisini kalbimin tek moderatörü yapmak istiyorum, onun ise olaydan haberi yoktu. klasik bir platonik aşıkım, o beni hiç sevmiyor olayı değildi bu. arkadaşa aşık olmak ya da aşık olduğunu sanmak, her hareketinden minimum 18 anlam çıkararak hayata daha iyi bağlanmak, yaşamaya devam etmekti. anlayamadığım ise bana bu kadar anlam veren hareketlere, nasıl olup kimsenin tepki vermediğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oturduktan sonra bir şey içip içmeyeceğimi sordu bana, gülümsedim. cevap bekliyordu sanırım zira suratıma bakıyordu. dalmıştım öylece, bakıyorum dolu dolu ama bunun dışarıdan görüntüsü aynı oranda boş oluyordu sanırım. ayağa kalktım refleks olarak ve kahve dedim birden, gittik, aldık. gittik, aldık derken yürüdüğümüz yol 10 metre dahi değildi, zira kantin denen yer bir odadan ibaretti sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahveleri o ısmarlamıştı.(bağa su verdi) sonra arkadaşların yan masasına oturduk ve öylece muhabbete başladık. ayşe'yi sordu, iyi dedim. normalde bir kişinin sorması 2 dblik bir etki yaparken, onun sorması tüm metabolizmamı yerinden oynatmıştı. içten içe erime sıcaklığım düşerken sonradan fark ettiğim üzere çok soğuk görünüyordum dışarıdan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olayın bir savunma mekanizması olduğunu ise çok sonraları fark ettim.(psikoloji ders kitabı) o günden beri, yanındayken heyecanlandığım her bireye, heyecan oranında uzak durma eğilimi oluştuğunu, tamamen reklefsler yaşadığımı fark etmiş oldum bu sayede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(hikayeden önce verilen ufak bilgiler felan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üniversitede kızlar teklif ediyormuş desturuyla başlayınca her şeye, bakış açısı gerçekten değişiyor insanın. artık sadece arkadaşların değil, etraftaki herkesin konuştuğu, düşündüğü her şeyi anlıyordum adeta. paranoyak denen tip böyle bir şeydi sanırım. bahçede kızıl saçlarıyla etrafındaki 3 erkeğe bir şeyler anlatan bir hatun vardı. herkes büyülenmiş gibi ona bakıyordu, bense o hatuna. o anın gazıyla yanına gidip "meraba" dedim. insan hayatında böyle anlar vardır işte, filmlerde görülen şeyleri dener ve sonrasında "sadece filmlerle olur böyle şeyler" der. allahtan ikinci sözü söylemeden terslendim ve kuyruğumu kıstırarak ders kaydına gittim. hocalar sıralandı karşıma, ben de camdan dışarı bakıyordum, hatunun da yukarı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında çok güzel gidiyordu her şey ama bağlayamayınca böyle hikayenin sonunu kötü oluyor işte. keşke hakikaten fakültede böyle bir hatun olsaydı, ben de onun yüzünden dayak filan yeseydim. en azından güzel hikaye olurdu gibi. ne monoton hayatmış be arkadaş, kayıttan sonra çıktım yurda gittim, döner filan yedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6412122670833484467?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6412122670833484467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6412122670833484467&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6412122670833484467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6412122670833484467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/04/sey-bak.html' title='şey bak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4901060847845760741</id><published>2009-04-06T22:07:00.000+03:00</published><updated>2009-04-06T22:08:20.495+03:00</updated><title type='text'>hayata çerçevelerin ardından bakmak</title><content type='html'>gözlüklerim olsaydı vallaha bu isimle kitap çıkarırdım. sırf gözlüğüm yok diye kitap çıkaramıyorum mnskym. gerçi var ama dinlendirici, o sayılmıyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4901060847845760741?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4901060847845760741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4901060847845760741&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4901060847845760741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4901060847845760741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/04/hayata-cercevelerin-ardndan-bakmak.html' title='hayata çerçevelerin ardından bakmak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4893178851356193474</id><published>2009-02-23T08:45:00.002+02:00</published><updated>2009-02-23T08:58:17.208+02:00</updated><title type='text'>paranoid android</title><content type='html'>tanıyordum onu, hem de yıllardır. geldi işte yine, oturdu yanıma. boş masa bekliyorduk ikimizde öylece. takıldığımız internet kafe zamanla işleri ilerletmiş ve o dönem için lüks sayılan projektörü koymuştu girişe. iki koltuk ile de olayı farklı bir boyuta taşımıştı. koltuklarda yatıp, dev ekrandaki linkin park klibini izliyorduk. bir ara üst kata çıktım ve kimler var diye baktım. aşağıda arkadaşım çalışan kızla konuşuyordu. tekrar aşağı indim ve oturdum. "bu kız bana yazıyor" dedi. "noldu ki lan" diye kibarca sordum. "aga az önce bi' klip istedim, aynı gruptan 3. klibi açıyor şimdi" dedi. "bir şey" demedim. böyle yazınca tabi demiş gibi oldum ama valla demedim. yani en azından dışımdan demedim. yoksa içten içe o hatuna karşı hislerim vardı. ufak tefekti sonuçta, her gün görüşüyorduk, sürekli gülümsüyordu bana karşı ve para üstünü hep tam veriyordu. tamam bu sonuncusu saçmaydı ama o yaşlarda insan seviyor böyle şeyleri. tabi verdiğim özellikler aynı zamanda manav ahmet abimde de olunca ben olaydan bi' kıllanmaya başladım bu olaydan 2 ay önce. o gün de artık arkadaşım kendisine yazıldığını iddia ettiğine göre benim şansım yoktu bu olayda artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü arkadaşlar arasında bir hatuna ilk kim laf söylediyse, artık diğerlerinin olaya katılma şansı yoktur. sonuçta biz de barney&amp;ted değildik ki, bir yere kadardı her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan zaman geçti, kafede oturuyorduk arkadaşla. okuldan kankam(dişi) onun yanındaydı. geyik çeviriyorduk, hatun koluna girdi onun. gerçekten komik bir mizansen oldu, hepimiz güldük ki total toplamda 6 kız, 3 erkekten oluşan kalabalık sayılabilecek bir gruptuk ve bu kadar kişinin gülmesi olayın komik olduğunu kanıtlardı, en azından benim için. ki olay sonrası aldığım bakış da bunu destekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes dağıldıktan sonra onunla beraber kaldık yine. "geçen gün 2 bira içtik yææ" diye başlamıştı anlatmaya. artık biliyorum ki o yaşlarda bira içmek çok büyük bir şey sanılıyor. bir de "o yıllarda güzeldi tabi.." diye başlayan sözler gittikçe sikko hale gelmeye başlıyor ama yine de kendimi alamıyorum bu sözü kullanmaktan. neyse,işte 1 saat kadar sonra arkadaş dedi ki, "aga hamdi bana yazıyor". vay mnskym erkekler de mi yazıyor demeyin. şimdi orada bir hatun ismi kullanıp kendimi riske atmak istemedim. sallama isim böyle olsun, iyice kaybolsun istedim yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedim emin misin, bak hamdi yapmaz öyle şey. yok olm görmedin mi koluma girdi o kadar dedi. dedim breh, tabi içimden. şimdi tırnak işareti kullanmayınca anlaşılmadı tabi kim ne dedi, ama emini anladınız işte. öyle sikko bir diyalog yaşadık. flashback oldum birden.(zor oldu gerçekten, ilk kez oluyordum çünkü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(flashback)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basketbol sahasındaydık, o meşhur saha işte. şutu attım, potadan sekti top ve onun yanında dışarı çıktı. bir hatunun yanına kadar gitti ve biz de normal olarak "atsana lan şu topu" diye kibarca istedik topu. sağolsun attı ve top da tam olarak bilinen arkadaşa geldi. o kadar anlattım işte yazı boyunca, o. aldı topu ve bize bir bakış attı. sonra yanıma gelip "ben bunu sikerim" dedi. sfnhdkf, hayatımız boyunca yapmayacağımızı düşündüğümüz bir eylemin böyle aleni kullanılması garip gelmişti. hey be tosunuma diyerek topu kaptım elinden, attım, sayı! (burası niye konuya dahil, iyi şut atıyorum lan işte, belli etmek istedim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(/flashback)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"olm ya, internet kafedeki hatun noldu?" diye bir ağız yokladım. ya boşver yææ gibisinden salladı. önceki bir kaç muhabbeti sordum, siklemedi. ben de eve gittim, kahve falan içtim. sonra düşündüm de, işte oydu yıllardır kendimi durdumama sebep olan kişi. herkesin kendisinden hoşlandığını sanan arkadaşımdı ve onun yüzünden ben de kimsenin benden hoşlanmadığını düşünür hale gelmiştim resmen. kesin kelimeler çıkmadığı sürece ağızdan, görmezden gelmeyi ilke edindim artık kendime. teşekkür ediyorum buradan kendisine, küfürlerimi de tırnak içine aldım, bilahare ileticem bir ara artık..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4893178851356193474?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4893178851356193474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4893178851356193474&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4893178851356193474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4893178851356193474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/paranoid-android.html' title='paranoid android'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4272577133066278962</id><published>2009-02-23T08:06:00.004+02:00</published><updated>2009-02-23T08:18:29.206+02:00</updated><title type='text'>martının simite aşkı</title><content type='html'>"12:20 vapuru kalkmak üzeredir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapının yanındaki görevli her zamanki gibi sert bakıyordu. bu bakıştı zaten beni koşmaya teşvik eden. tabi karşı kıtada beni bekleyen dilber de olabilirdi.(dilber dedim resmen, sırada ne var acaba, zaar?) kapıyı kaparım ha tipinde bakışlarıyla hala beni süzen adama bakmadım bile geçerken, sadece yürüyüp oturdum vapurun dış kısmına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;klâsikti aslında her şey. ellerinde simit martı vurmaya çalışan gençler. cidden amaçları buydu, yani beslemek gibi bir eğilimleri olmadığı açıktı. gençlerden birisi elindeki parça simiti dik bir açıyla havaya attı. simit de yer çekiminin etkisiyle aşağıya indi ve suya düştü. mundar etti pezevenk güzelim simiti. midem kazınıyordu ve genç yaptığı şeyi tekrarlamayı sürdürdü. bir kaç denemeden sonra baktım ki elindeydi martı. resmen yakalamıştı martıyı, ve seviyordu şimdi onu. ama harekete etmesine izin bile vermiyordu. belli ki acı çekiyordu martı ama yine de seviliyor olmak buydu galiba, her şeye rağmen duruyordu öylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen geldin aklıma bu anda. tıpkı o martının yerinde olduğumu fark ettim o anda. ilk başlarda güzel gelmişti her şey. kelimelerini dik bir açıyla atıyordun bana doğru, eğer yakalamazsam onları aynen düşüyordu hepsi suya, yüzün asılıyordu. ama biliyordun buna kanacağımı. ısrarlar sürdürdün eylemini ve kapıldım rüzgarına. yakaladın çıplak ellerinle. hareket edemiyordum artık ama bundan keyif de alıyordum. seninleydim, daha ne olabilirdi ki? ama öyle değildi işte. her martı gibi benim de hareket etme eğilimim vardı.(martı oldum ya, daha da gam yemem) ve sen uçmamı engelliyordun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam bu sırada martı gencin elini gagaladı ve genç acıyla elini tutarken uçup gitti. ayrılık fikri burada geldi aklıma ilk kez. uygulamaya geçmem ise 20 dakikamı aldı. yani aşağı yukarı. yoksa saat tutmadım beybi bu iş için. o kadar da alçalamazdım sonuçta, sadece tahmini bir fikir söylüyorum. hani vapura binişim, ortalama inişim falan gibi. neyse konu bu bile değilken niye bu kadar kafayı takıyorum buna bilmiyorum. belki de sonunda rahatça hareket etmenin verdiği özgürlük bu, farklı şeylere uçmak istiyorum ama aklımın bir köşesinde hep o simit oluyor. tekrar atsan, tekrar kanacağımdan o kadar eminim ki, sırf bu yüzden vapurlara yaklaşmıyorum artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o gün söyleyemedim tabi ki sana bunu. bir martıdan ilham almak, hele böyle bir konuda pek mantıklı gelmiyor tabi insana. sonuçta sen o sahneyi görsen muhtemelen martıya acıyacaktın. çünkü sana farklı gelen oydu o anda. zaten çoğu kez tutmuştun o martıyı ve biliyordun nasıl hissettirdiğini. bana ise gencin yüz ifadesi seni hatırlatmıştı. benim durumuma acığıdını bile görebiliyordum ama aldığın keyif izin vermiyordu beni bırakmana. arkadaşlarına anlatıyordun hatta "burnu biraz sürtsün.." diye, üstüne bir de kahkaha atarak. ben de canlıydım, sen bana martı diyordun. attığın simitleri sırf kanayım diye taşıdığını bile o an anladım. yani vapura diğer binişimde. o genç yine oradaydı ve yine martı yakaladı. o an düşündüm, 1 liraya döner hakikaten tavuk etinden olmuyormuş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4272577133066278962?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4272577133066278962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4272577133066278962&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4272577133066278962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4272577133066278962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/martnn-simite-ask.html' title='martının simite aşkı'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1660497989062932090</id><published>2009-02-15T21:18:00.000+02:00</published><updated>2009-02-15T21:19:23.808+02:00</updated><title type='text'>milli zevk partisi manifestosu</title><content type='html'>çiğli'de bedenler titriyordu. bu aşk yuvasında, onlarca kişi her hafta düzenli olarak gerçekleştirilen bu gizli buluşmanın sonunun geldiğini biliyordu. terli bedenler tekrara yan yana geldi ve aralarından biri(daha sonra 3 yıl boyunca başkan yardımcısı olmuştur) "neden hep böyle gizli gizli buluşuyoruz" diye sordu. halkın baskılarından yakındı bir çoğu. olaya burada el attım ve sınıfsız, baskısız, hedonist bir yapı kurulmasını gerektiğini onlara sölyedim. genç bireyler gaza gelmeye hazırlarmış sanırım, zira hemen kağıt-kalem kapıp geldiler. çaresiz başladım tüm manifestoyu yazmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zevki manifesto&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'de bir hayalet dolaşıyor, zevk hayaleti. hem hükümet, hem de muhalefet partileri bu hayaletin peşinde bir sürgün avı yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokakta sevişiyor diye çığlık çığlığa "terbiyesizler" diye saldırılmayan kimse var mı? fütürist pornolara, tıpkı klasiklere olduğu gibi saldırmayan mahalleli var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gerçeklikten iki şey çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zevk artık tüm türkiye tarafından kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hedonistlerin hayata bakış tarzları, amaçlarını ve eğilimlerini tüm dünya önünde açıkça ortaya koymaları ve zevk hayaleti masalının karşısına bir parti manifestosuyla bizzat çıkmalarının tam zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ı - abazanlar ve seksoterler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugüne kadarki tüm toplum tarihi, cinsiyet mücadelelerinin tarihidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abazan ile sevişen, yıllar boyu bir savaşın iki tarafını oluşturmuştur. sevişenler sürekli abazanları ezerken, bu çarpışma çoğu medeniyetin yok olmasına sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderek toplumun tümü birbirine düşman iki safa, birbirine doğrudan karşıt iki büyük sınıfa ayrılıyor: abazanlar ve seksoterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seksoter dediğimiz sürekli sevişen bireyler zamanla abazan adı verilen, kendi zevklerine kendi emekleri ile ulaşan bireyleri sürekli ezmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seksoterlik kurumu antik yunan'a kadar uzanmaktadır. platon ile başlayan oğlancılık eğilimi, seks metasını ulaşılması kolay bir noktaya çalışmıştır. bu açıdan ilk eşitlikçi yapılanmayı platon'a ait olarak değerlendirebiliriz. nitekim bu sayede, tarihin en büyük haz imparatorluğu antik yunanistan'da kurulmuştur. zevk dünyasında yaşayan bu bireyler, zamanla dünyadan koptukları içindir ki, gelen saldırılara boğun eğmek zorunda kalmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama burada farklı bir bilgi verme isteğindeyiz. diyoruz ki, tek bir devlette zevkizm düşünülemez. ancak dünya üzerinde devlet unsurunun kaybolması bu eşitlikçi yapının yayılmasını sağlayabilir. aksi takdirde eşitlikçi yapıya sahip bu ülkeler, kısa zaman içinde yıkılmak zorunda kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;silikonun keşfi, vücutların önemsenmediği, ancak bireyler arası müthiş duygusal bağa dayalı ilişkleri sona erdirmeye başlamıştır. artık göğüsleri daha iri olan bireyler, abazanları kendilerine hedef seçerek, bir ikilik yaratmaya başlamıştır. iktidarlar özgürlük adı altına ülkenin böylesine bir ikiliğe düşmesine izin vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyük göğüsler dünya pazarının kuzeye doğru kaymasına sebep olmuştur. saç boyalarının kalite olarak artması ise, tüm dünyanın eşitlikçi bir pazara doğru ilerlemesine sebep olmuştur. böylece yükselen serbest piyasacılık, bazı -nispeten- çirkin sayılabilecek bireylerin ezilmesine ve emeklerinin boşa harcanmasına sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içerik(vücut) açısından değilse de, zihinsel açıdan akılları serbest piyasanın güzelliklerine kayan abazan güruh da, bu yüzden ezilmelerine çanak tutar hale gelmişlerdir. gün gelir de, bana da düşer anlayışının sebep olduğu bu durumda, ezilen yine abazan bireyler olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amacımız, bu iki sınıf arasındaki uçurumu, mümkün olduğunca azaltıp, eşitlikçi bir seks hayatına doğru yelken açmalarını sağlamaktır. tabi bu sebepten dolayı da tek bir türe bağımlı kalmak istemeyen yerli halklar, farklı türlerle birleşme sağlayabilmek için yurtdışına çıkma ihtiyacı hissetmişlerdir. böylece oluşan seks turizmi, zamanla için hazdan, salt fiziksel boşalmaya dönüşmesine sebep olmuştur. isteğimiz devletsiz dünyada, tüm türlerin, ayrımcılık yapılmadan, istenildiği gibi birleşmelerinin önündeki yolu açmaktır. bu sebeptendir ki, bu manifesto 12 farklı dile(artı beden dili) yayımlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1660497989062932090?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1660497989062932090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1660497989062932090&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1660497989062932090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1660497989062932090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/milli-zevk-partisi-manifestosu.html' title='milli zevk partisi manifestosu'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7651779172645979602</id><published>2009-02-12T02:45:00.002+02:00</published><updated>2009-02-12T02:54:07.742+02:00</updated><title type='text'>okuma alışkanlığı ve yaşlılara saygı üzerine notlar</title><content type='html'>çok düşündüm şu bir insana sadece dünyada üzerinde benden daha fazla bulundu diye saygı duyma olayını. çünkü benim bir dersten kalmam geri zekalı olmama sebep olabilirken, o 60 seneyi mal mal geçirse bile saygı hak ediyordu. nereden geliyor bu değirmenin suyu dedim ve başladım araştırmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım iletişimin başladığı ilk dönemlerde(ki ilk defa yerleşik hayat filan olayları var) tecrübe sahibi insanların tecrübelerini genç nesillere aktarabilmesinin herhangibir yolu yoktu. eldeki tek şans, yaşlı bireylerin bu tecrübeleri daha genç olanlara oturup, anlatmasıydı. tabi dönemin şartları bunu mecbur kılıyordu. zira tecrübesiz gezinirken mamut filan yiyebilirdi, aç hayvanlar çünkü kendileri, insan bile yedikleri oluyor zaman zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazının bulunması bence çok yaraladı yaşlıları. kendilerinin bir önemi kalmamaya başlamıştı çünkü bu sayede. gençler onların yaşadıklarını okuyarak da gayet fikir sahibi olabilirlerdi. din burada ortaya çıktı.(siktir) yaşlılar kurdu bunu, sırf bir şeylere gavur icadı diyebilmek için. ilk düşmanları da yazı oldu. hemen saldırdılar. kendilerini korumak için bir başka şeyi yok etmekten çekinmediler. yaşlılar sonuçta, pis şeyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;matbaa ortaya çıkınca ilk karşı çıkanlar yine onlar oldu. matbaanın reforma sebep olması boşuna mı sanarsınız, bre mel'unlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanla kitaplar yaygınlaşmaya başladı ve insanların okuma-yazma alışkanlıkları oluştu. günümüze geldiğimizde ise insanların artık neredeyse tamamı okumayı ve yazmayı biliyor, bu durumda da artık gençlerin bir şeyler öğrenmek için yaşlılara ihtiyacı kalmıyor. tabi yüzyıllarca hep el üstünde tutulan, sırf biyolojik olarak eski olduklarında dolayı sevilen o buruşuk şeyler bir anda çöküntüye uğradı. kaldıramadılar bunu tabi. zaten kalpleri zayıf, yazık lan. zamanla yeni nesli küçümseme evresine geçildi. her nerede bir genç görseler, hemen başladılar "bizim zamanımızda yarak vardı." e tamam hocu vardı da, bana mı vardı? sana varmış, kullanmışsın işte. şimdi ben daha iyisine sahipken, sende eskisi var diye ne yapabilirim? zaten kitap da var elimde, aha oradan öğreniyorum her şeyleri, gerek kalmadı sana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tıpkı yüzyıllarca pohpohlanan erkeğin bir anda hatunla eşit olduğu kabul etmemesi gibi, yaşlılar da kabul edemedi bunu, hala da edemiyorlar. yoksa ben şahsen 65 yaşındaki bir adamın, durup durup "şimdiki gençler pek saygısız" demesini anlayamıyorum. mnskym şimdiki yaşlılar da bir bok anlatmıyor ama ben gelip yüzüne vuruyor muyum bunu? hiç yakışmadı bak, yaşından utan bari..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7651779172645979602?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7651779172645979602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7651779172645979602&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7651779172645979602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7651779172645979602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/okuma-alskanlg-ve-yasllara-sayg-uzerine.html' title='okuma alışkanlığı ve yaşlılara saygı üzerine notlar'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7004708612929524133</id><published>2009-02-12T02:40:00.002+02:00</published><updated>2009-02-12T02:45:26.447+02:00</updated><title type='text'>istenen sorudan başlamak</title><content type='html'>"istediğinizin sorudan başlayın" dedi hoca, önümde iki soru varken pek anlam ifade etmiyordu tüm bu söylenenler. üstelik bu iki soru iki dönem boyunca öğrenilen tüm konuları da içerince, olayın anlamsızlığı gitgide artıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sınavdan pek umudum kalmamıştı. hocayı bir hayat koçu olarak düşünmeye başladım, zaman geçsin diye sadece. sanki o haliyle istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz diyordu. hayata bakıyordum bir yandan. önce eğitimi mi çözsem, yoksa askere mi gitsem bilemedim. en iyisi bi' iş bulayım diye gezmeye başladım. nereye gitsem diploma soruyorlardı. e hani istediğim sorudan başlayabiliyordum ama, nereye gitti o özgürlük. ııh dedi adam suratıma. bildiğim 40 yaşındaki, bıyıklı, kel adam yüzüme bakarak ııh diyordu. ulan bu yaşa gelmişsin, hayır filan de bari, ne bileyim, bari maalesef de. hatta maaselef de, ben de güler gibi yapayım, üstüne sen beni böyle sempatik filan bul, işe al. ama nerde, ııh diyor anca, ne pismiş be arkadaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;askere gideyim bari dedim, zira daha 20 dakika olmuştu sınav başlayalı. dediler 20 yaş doldurmamışsın. hocu dedim, büyük gösteriyorum ben. ne alaka dedi, bilemedim. çaresiz çıktım, gittim okula, kayıt filan. sike sike aynı düzene geri döndüm. baktım ki hayatta olmuyor istenilenden başlamak, o zaten istediğinden başlatmış bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baktım ikinci soru kolay gibi, başladım yazmaya..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7004708612929524133?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7004708612929524133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7004708612929524133&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7004708612929524133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7004708612929524133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/istenen-sorudan-baslamak.html' title='istenen sorudan başlamak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6389472876609991500</id><published>2009-02-01T11:32:00.000+02:00</published><updated>2009-02-01T11:33:11.451+02:00</updated><title type='text'>asfalt zeminde rovasataya kalkmak</title><content type='html'>gençtik tabi, kanımız kaynıyor böyle. her mahallede mutlaka bulunan büyük kapılı garajın önünde toplanmışız yine. 5-6 erkek çocuğun bir araya geldiğinde yaptığı iki şeyden biridir zaten futbol oynamak, biz de öyle yapalım dedik. top sahibi olduğu için statüsü yüksek olan çocuğun gelmesi 20 dakika sürdü. artık her şey hazırdı, asfalt zemin futbola müsaitti. herkes birbirini kontrol etti ve aldım-verdim akabinde maç başladı. çok şükür ki kapıya hücum eden taraftık. çünkü bilirsiniz ki taş vasıtasıyla yapılan kalelerde hep bir direküstü psikozu ortaya çıkar ve genellikle maç orada sona erer. böyle bir münakaşaya girmeyeceğim için bizatihi mutlu idim. forvet oynamanın da verdiği gazla orta yuvarlağın rakip yarı sahaya bakan diliminde topla buluşuyordum. tabi bu iş böyle gizli buluşmalarla yürümezdi. sonunda rakip ceza yayına kadar yayıldım.(ali sami yen zaten ortam) tam o sırada sağ açık oynayan orçun topu aldı ve beni gördü. defansın arasında kendimi kaybettirmiştim ve o da bunu fark etti sanırım. fark etmeseydi diye düşünüyor şimdi insan ama gençken güzeldi yine de. sağ iç yan bağlarını gererekten bir orta yaptı. yıllarca televizyonda gördüğüm o pozisyonlardan biriydi. aklıma kalın bacakları ile rivaldo geldi, ne yapılacağını biliyordum. hemen arkamı döndüm ve topa denk getirebilmek için ayağımı havaya kaldırdım. halk arasında rövaşata diye de biliniyordu bu hareket ama henüz mahallede bunu deneyen olmamıştı. sanırım o günün malı da ben olacaktım. adrenalin seviyesi artınca(bu kelimeyi o zamanlar bilmiyordum tabi, annem mallık demişti) bir gazla zıpladım ve topa vurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerimi açtığımda ise kafamda kocaman bir ağrı vardı. sonrasında yandaki cama bakınca ise bu kocaman ağrının sebebinin de aynı büyüklükteki bir şişlik olduğunu fark ettim maalesef. normalde yarılması gereken o kafa, gayet şişmişti. solero adı verilan algida tipi dondurma geldi hemen aklıma, aynı büyüklükteydi sanırım. çaresiz evin yolunu tutarken gol oldu mu onu bile soramadım ama zaten önemli de değildi. annem kafamın şiş olmayan tarafına vurunca kendime gelmiştim zaten. o günden sonra bir daha rövaşata deneyene bakamadım bile, maazallah düşse filan, dinimiz amin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6389472876609991500?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6389472876609991500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6389472876609991500&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6389472876609991500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6389472876609991500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/02/asfalt-zeminde-rovasataya-kalkmak.html' title='asfalt zeminde rovasataya kalkmak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6909853792137820569</id><published>2009-01-24T20:40:00.001+02:00</published><updated>2009-01-24T20:47:13.036+02:00</updated><title type='text'>almanca sınavı diyalog yazma denemeleri</title><content type='html'>hani olur ya bir dil öğrenirsiniz yeni yeni, sonra bırakırsınız. bir süre sonra ders olarak karşınıza çıkar bu şey. sonrası ise malum. pek sallamazsınız bu dersi, ve finale girersiniz öylece. işte böyle bir şeydi almanca ve finali tabi ki. ilk iki sorunun diyalog yazma üzerine olması ise garipti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) berlin'desiniz ve oteli aradınız, yer ayırtmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- merhaba&lt;br /&gt;+ merhaba&lt;br /&gt;- almancam pek iyi değil ve rezervasyon yaptırmam gerekiyor. acaba ingilizce servisinizi bağlayabilir misiniz?&lt;br /&gt;+ tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk aklıma gelen buydu ama hocanın bu konuda aynı fikirde olmama ihtimali aklımı çeldi. mecburen yazdım tabi istediği türde, yani becermeye çalıştım ufaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) berlin'de kafeye gittiniz, bir şeyler yemek istiyorsunuz, garson ile diyalog kurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şahsen tanımadığım insanlarla pek kolay diyalog kuramadığım için ilk aklıma gelen şey;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hoş geldiniz, ne alırsınız?&lt;br /&gt;+ şey, ben arkadaşımı bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;idi. tabi bunun da hocanın istediği şey olmadığından emindim ve yazamadım. ama içimde kaldı işte bunların hepsi. buradan paylaşmak istedim. belki sınavda gülen birini görünce bana hak verirsiniz, eğlenebiliyor insan bazen finalde bir şey bilmez halde olsa dahi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6909853792137820569?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6909853792137820569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6909853792137820569&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6909853792137820569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6909853792137820569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/01/almanca-snav-diyalog-yazma-denemeleri.html' title='almanca sınavı diyalog yazma denemeleri'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7469215204517912277</id><published>2009-01-17T18:12:00.000+02:00</published><updated>2009-01-17T18:13:01.418+02:00</updated><title type='text'>ak sakallı dedenin ukde vermesi</title><content type='html'>oluyor böyle şeyler, hani rüyalar alemi falan güzel yerler hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uykuya dalarken bilmiyordum tabi ki böylesine bir mucizeye tanık olacağımı. sanırım cenabet olmamamında etkisiyle, ak sakallı dede yaklaştı bana gönül rahatlığı ile. içim içime sığmıyordu ve terledim. daha doğrusu terlediğimi zannettim, gerçeği sabah fark ettim ama konumuz bu değil şu an. dedem geldi iyice yakına, gözleri çakmak çakmaktı. sana bir çakmak lazım diyemedim, nitekim zaten her yanı çakmak çakmak olan bu dedeye karşı pek hoş olmazdı. gelişine çakabilirdi bana. zaten bu kadar uzun süre çakmak hakkında düşününce çakmak mantıksız bir kelimeye dönüşmüştü adeta. birden "çakmak nedir?" deyiverdim. tanrım olamazdı böyle bir şey, resmen sayısal loto sonuçlarını almak için beklerken, gereksiz bir soruyla zaman harcıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını öne eğdi, mağrurdu. "sikmek olm işte, anlaşılmasın diye öyle deniyor" dedi ve el parmaklarını hafiften kırarak tüm elini ileri-geri oynattı. anında tiksindim kendisinden ama çaktırmadım. sonuçta kendisi hem geleceğe hem de geçmişe hakimdi, sayesinde çok zengin olabilirdim. "sayısal lotoda ne olur bu hafta?" diye açıkça niyetimi belirttim. öylece durdu, gözleri yine çakmak çakmaktı. başkası doldursun dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"vay amk" diye içimden geçirdim. yani aslında amına koyim diye geçirdim ama oraya yazmak zor gelmişti. şimdi yazdığımı düşünürsek değişikmiş. yine de düşündüm ama bunu, en azından bu doğru. ben o gözler mağrurlaşınca bir ağırlık, böyle bir büyüklük, ermişlik var bu adamda diye düşünürken bildiğin yazar gibi çıktı adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalktım yataktan, "laiklik?" diye soru sorar gibi bir vurgu yaptım. yine mağrurlaştı. "sikerim mağrurluğunu lan" diye coştum, tırstı. "halkın kendi kendini yönetmesidir" dedi, iyice tiksindim. "o demokrasi bir kere" dedim, "laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması" diye de ekledim, öylece kaldı. artık güç bendeydi. he-man edasıyla uyandım. her şey bitti sanarken tekrar uykuya daldım ve 1 yeni mesaj uyarısıyla irkildim. konu olarak "ukdeniz dolduruldu" yazıyordu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7469215204517912277?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7469215204517912277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7469215204517912277&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7469215204517912277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7469215204517912277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/01/ak-sakall-dedenin-ukde-vermesi.html' title='ak sakallı dedenin ukde vermesi'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-9014127078312895604</id><published>2009-01-04T17:22:00.001+02:00</published><updated>2009-01-04T17:22:51.226+02:00</updated><title type='text'>red alert 3</title><content type='html'>red alert'in şimdiye kadarki o karanlık havasını bir yana atıp, war craft'a doğru adım atmış bir oyun kendisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikaye şöyle başlıyor. rus kardeşlerimiz çok gizli bir proje ile zaman makinası üretirler ve geçmişe gidip einstein'i yok ederek, ally ekibini yok etmeyi planlamaktadırlar. bu amaçla yapılan yolculukta yanlışlıka albert kardeşimiz zamanda kaybolur. yolculuğu yapan ekip geri döndüklerinde ise bambaşka bir dünya onları beklemektedir. tam ortama ayak uydurmaya çalışırken bir ekranda rus komutanlardan biri belirir (sanırım en iri göğüslüsü bu) ve saldırı altında olduklarını bildirir. akabinde general;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- nükleer silahları hazırlayın, der.&lt;br /&gt;+ anlayamadım efendim, diye şaşırır hatun.&lt;br /&gt;- elimizde ne varsa onu yolla işte, diye kıvırır eleman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlar arasında güldük biz bu diyaloğa, hoş bir çalışma olmuş cidden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tutorial bölümünde görebildiğim kadarıyla tanya'nın ekürisi olarak natasha peydah olmuş rus ekibine. hatunumuz elinde bir dragunov ile geziniyor ve tanklara karşı hava saldırısı da çağırabiliyor. bir çok rus alet-edevatı yok olurken, halen tesla trooper ve kirov airshipleri görebiliyoruz, bu oldukça güzel bir şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus ekibinden devam edersek, kendileri o soğuk tanklardan kurtulup, gayet canlı araçlara kavuşmuşlar. misal elektronik bir ayıları bile mevcut, hatta tanklarının bile ayakları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel olarak çılgın bir oyun olmuş denebilir sanırım.(en azından gördüğüm kadarıyla) ancak eski red alertlere göre çok renkli olmuş ve her aracın özel bir yeteneğinin olması da war craftlığa kaymış gibi geldi bana. ha kötü olmamış tabi ama havası değişmiş sadece. tıpkı grand theft auto ikiden üçe geçerken hayvani bir yenilik yapmıştı, o tarzda denebilir. artık bu eski red alert değil ama bambaşka bir şey gerçekten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-9014127078312895604?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/9014127078312895604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=9014127078312895604&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9014127078312895604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9014127078312895604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2009/01/red-alert-3.html' title='red alert 3'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-9197622127872424748</id><published>2008-12-16T06:24:00.001+02:00</published><updated>2008-12-16T06:30:37.694+02:00</updated><title type='text'>click</title><content type='html'>hani şu adam sandler'ın başrol takıldığı işte, karısını oynayan hatunun hayran bıraktığı kendine, bildiğin film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel olarak filmlerden fazlasıyla etkilenen biri olarak bu filmden de hayvanca etkilendim. yani lord of the rings'ten sonra bir elf bulup evlenesim gelmişti ama sonrasında elf ne lan diyerek kıvırabilmiştim. sonuçta bunun orku vardı, hobbiti vardı, uğraşılmaz yani. düşünsene hocu ya, dizine kadar geliyor, hobbit resmen. ya da saruman falan gelse, hayvan iyice, uğraşsan ne yapabilirsin, öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;matrix'ten sonra tabi kendimi "the one" sandığım günler oldu. genellikle esnerken falan etrafa dikkat ettim yamuluyor mu diye. bir kaç kaçık bükmüşlüğüm de var tabi. ama orada kaldık işte. her ne kadar there is no spoon diye diye yemeğe ekmek bansak da, olmuyordu yani. sadece filmdi bunlar sonuçta, ama o da olmuyordu ki işte. insan bazen istiyordu öyle olabilmek, orada gösterildiği kadar mutlu olabilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;click geliyordu işte bu sırada. tüketim toplumu geyiklerine girmeyeyim hiç ama kısaca söylemek gerekirse, sosyal mesajı güzel bir şekilde veren bir film olmuş. hayatın keyif verici yanlarından ne kadar tiksindiğimiz üzerine gitmişler güzelce. tabi mesajı alan herkes de filmden sonra hayattan daha çok keyif almaya bakacak gibi görünüyor. şahsen she wants revenge'nin dinlemediğim tüm şarkılarını dinlemeye karar verdim. hani arada fast-forwarding falan olursa diye hepsini iyice sindirmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak da adam efendinin film sonundaki o mutluluğu, her şeye zaman ayıracak olmanın heyecanı gerçekten görülmeye değerdi. yani bunu da gördüm ya, hayat daha güzel gelmeye bile başladı, ortada hiçbir şey yokken hem de..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-9197622127872424748?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/9197622127872424748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=9197622127872424748&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9197622127872424748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9197622127872424748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/12/click.html' title='click'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7010227432380720229</id><published>2008-12-14T05:04:00.002+02:00</published><updated>2008-12-14T05:20:10.515+02:00</updated><title type='text'>yalnızlık</title><content type='html'>yalnızlık dedikleri buymuş demek ki... masadaki kingston flash belleğe dakikalarca bakmak, yanında sony ericsson aletin günlerce çalmaması ya da oradaki bozuklukların aynen durması. şimdi bozukluk ne alaka deme okur, bir dinle. bilirim ki eğer arkadaşlarım olsa onlarla dışarı çıkacağım ve yine bilirim ki bir şeyler yaparken bozukluk gerekecek, ben de bunları orada kullanacağım. böyle de planlıyım aslında. sonra yeni bozukluklar oluşmayacak mı? oluşacak tabi ki, ama bu bir sirkülasyon bence, yani bunlar harcanmalı ki yenileri oraya gelebilsin. böyle de esnafların iş yapmasından yanayım aslında, sanırım tek eksik arkadaş be blogcan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çooook yalnızım yhaaa, kimse beni anlamıyohr :PP())DDD diye devam etmeyi planlıyordum aslında. çünkü seviyorum böyle yazıları be okur, nasıl sevmeyeyim ki? resmen bizi sikiyor yani bu yazılar.(zevk almıyorum lan, valla) sanki yeni bir şey anlatıyormuş gibi o havalara girmeler, üç noktalarla sevişmeler, gereksiz ayrıntılara, markalara hayvan gibi anlam yüklemeler.. işte bunları seviyordum hep. tıpkı "orada sulara gömülen karaköy iskelesi değil, bizim umutlarımızdı. orada bitmişti aramızdaki her şey, tıpkı vapurdan atılacak bir parça simiti bekler gibi kalmıştım karşında" diyebilme ihtimallerini sevmiştim belki de hep. emin olamadım bundan, ama fena fikir değilmiş gibi de. düşünmek lazım bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani diyorum ki okur bu yazılardır bizi hayata bağlayan. ha istemedim mi böyle yazıları okurken uzaklara bakarak dalmak. nasıl olduğunu çözemesem de(hem yazıyı okuyup, nasıl aynı anda dalınır lan) yani çok istedi canım. hep o filmlerin etkisi zaten bunlar. adam okur bir yazıyı, sonra dalar uzaklara.(aha çözdüm sistemi) tam o anda içeri hatun girer ve gözlerinin nemli olduğunu görür. o hep sert görünen adamın içindeki kediyi görür adeta. sonra sevişirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşamadık be abi böyle şeyler, öğrendik bunların sadece filmlerde olduğunu artık. ama merak etmedim de değil hani, nasıl giriyor o hatun içeriye, nasıl fark etmez cidden o adam öyle bir hatunu. hani kapımdan sürekli o tip hatunlar girse bile dikkat çeker be hocu. bu kadar mı etkileniyorsun yani bir yazıdan, bıragallasen. üstüne bildiğin recep ivedik olan adamın içindeki kediden nasıl etkileniyor bu hatun, işte onu hiç çözemedim. ulan hani bu film çok dandikti, hani bir şey anlatmıyordu. asıl orada hayatın anlamı verilmiş de biz alamamışız, ben bunu bilir, bunu söylerim aga. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlık x 12 kere yapılan tekrarlarla soğumuştum aslında hayattan. yalnızlık, evet yalnızlık. gerçekten ne kadar kötü değil mi yalnızlık... yalnızlık.... tekrar tekrar yazması bile iğrenç aslında. o yüzden aldım ctrl+c ile, tak basıyorum yapışıyor. ama o yazarları da anlıyorum hani. adama veriyorlar koca köşeyi, adam ne yapsın ki başka? alıyor kopyalaya hemen, baktı sıkışıyor bir yerde, tak veriyor yapıştırı. her gün o adamdan o kadar yazı istersen, yapar be hocu, küçümsemiyorum adamı. ama hala kafam karaköy iskelesinde, çünkü orada suya gömülen bendim aslında. zaten yıllardır hep sallanıyordum su üzerinde gibi, sonunda bir lodos aldı götürdü beni de lfnhkdfnh, oluyor be isteyince sanki. yine de gözüm kapıya kaymıyor değil ama gelen giden yok. gerçi nasıl olsun be okur, zaten demir kapı var. üç kere kilitlenmiş kendisi. bir de yetmez gibi üst kilit de iki kere kitli, ayrıca anahtar da kapının üstünde. ev beşinci kat ve tepede resmen. nasıl gelsin lan buraya öyle hatun? yani gelmek istese bile onu götürmezler mi yolda ha? daha çok üzülmeyim adeta sulara gömülen karaköy iskelesi gibi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi fark etmişsin ey okuyan birey(vardır umarım orada birileri) niye bu kadar karaköy iskelesi dedim, dikkatini çekti mi acaba? sırf bu tip yazıları yazanlar gibi olabilmek için hocu, ya ne yapayım ha? bir haşmet babaoğlu olmama şurada 3-5 benzetme uzaktayım. ha niye onun gibi olabileceğimi düşünüyorum hemen söyleyeyim onu da okur, çekinme yani kafana takıldıysa sen de sor arada. yürüyordum geçen yaz alsancak'ta, haşmet geliyordu karşıdan. yanımdan geçerken fark ettim onu(o derece sallamam ünlüleri) bildiğin ayyaştı. yani yüzü kıpkırmızıydı, belliydi hayvan gibi içtiği az önce. bu yüzden içiyorum günlerdir ey okur, sırf biraz şöyle kadın ruhundan anlayan biri olmayı, yalnızlığa karaköy iskelesi anlamını yükleyebilmeyi.. bak dikkat ettiysen hatun demedim, bu da bir adımdır bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi benim yapabileceğim de bu kadar, kadın dersin o da dert. bunun kızı var, dişisi var, hatunu var. nebleyim ben hangisi kime deniyor. şimdiye kadar buna dikkat etmekten kafayı yediğimi fark ettim.(bir de bayan var, bağyan) konuya dönersek, ne demişiz, he yalnızlık. sikeyim yalnızlığı...(üç nokta lan)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7010227432380720229?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7010227432380720229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7010227432380720229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7010227432380720229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7010227432380720229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/12/yalnzlk.html' title='yalnızlık'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-771393261308846137</id><published>2008-12-09T02:52:00.001+02:00</published><updated>2008-12-09T02:52:53.684+02:00</updated><title type='text'>bayram olayları</title><content type='html'>bug şimdi gelip yok bayram bitiyor yeni mesaj atıyorsunuz, yok bu saatten sonra ne yapayım bu mesajı olayına hiç girmeyelim. sanki ilk gün yollasak çok mu bir olay, olmayacak tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse sert girmiş olduk biraz. aslında amacımız güzellikler, bayramlar, hani sürekli eskisi aranan tipte. nedir eskiden olay zerre fikrim yok, ha olsun da istemem o ayrı. muhtemelen 15 yıl sonra ben de anlatıcam eski bayramlar.. felan diye ama olsun, şimdilik tiksinmek istiyorum, sonuçta genciz, yakarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ben de dedim bilmukabele, dedi o ne demek, yuh diyerekten açıkladım tabi. sanırım böyle bir şey eski bayramlar. hani küfürsüz anlatabiliyoruz olayı, çözmeye başladım sanırım yavaş yavaş. neyse konuya döneyim, tüm islam aleminin kurban bayramını kultuyoruz sözlük olarak, ben ayrı kutluyorum hatta, ailenizin yöneticisi felan işte. ama bence gereksiz yani, hayvanlara yazık yani. normalde hiç kuzu kesilmeyen bir ülke olduğumuz için, saçma geliyor. ama sokak ortasında kesiyorlar diyenleri görüyorum arka sırada. evet, yapılmasın böyle şeyler. avrupa birliği'ne girme eşiğindeki türkiye'nin imajını zedeliyor böyle şeyler. üstelik lâikliğe aykırı eylemlerin de odağına düşüyoruz birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani bayramınız mübarek olsun(az önce kutluydu, hepsi sırayla) yok ben inanmıyorum ama bir güç var diyorsanız öyle takılın, yok süper inanıyorum, bana göre hayatın anlamı diyorsanız teşekkür edin, yok ben hayvanım, işim olmaz diyorsanız zaten aynen devam. bir de oradan "yææ feysbuk bozuldu, girmiyorum artık pek" diyenleri görüyorum. onlara sormak istiyorum eskiden neden giriyordu acaba, ne vardı ki burada? hatunlar bitti diyorsa, doğru söylüyor. 2006'dan sonra baya bozuldu buradan, kendisine hak vererek bir kere daha hayırlıyorum bayramını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer bu seçeneklerden başka bir seçeneği söylüyorsanız özel mesaj felan atın, her şeyi yönetimden beklemeyelim lütfen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: mesajı yazana kadar bayram bitti, neyse idare edin artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-771393261308846137?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/771393261308846137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=771393261308846137&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/771393261308846137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/771393261308846137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/12/bayram-olaylar.html' title='bayram olayları'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7030413740782181902</id><published>2008-12-07T02:37:00.002+02:00</published><updated>2008-12-07T02:45:59.796+02:00</updated><title type='text'>yerli malı haftası</title><content type='html'>her yıl bu hafta geldikçe geçmişe bir yolculuk yaşarım adeta, o yerli malı haftasının, yerli malı haftası olduğu yıllara.(sanki şimdi başka bir şey haftası. hastayım bu lafa da ha, hala yerli malı haftası işte. yok artık her şey dışarıdan geliyormuş. sanarsın 10 sene önce kendi kendimize yetiyorduk da yeni bu hale geldik.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilkokul yılları işte. yerli malı haftasının okula bir sürü yerli malı getirerek kutlandığı yıllar. bu haftanın ne amacı, ne de kutlama şekli mantıklı gelmişti bana o zamanlar, hala da herhangibir mantık bulabilmiş değilim. yani tamam bir sürü ürün üretiliyor olabilir ülkemizde de, niye bunları bir günde okulda toplayıp, tüketiyoruz ki? nebleyim, bi' ihracat olayına falan girsek sanki daha kârlı gibi. vardır bir bildikleri diyip geçiyorum bu bahsi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olayla ilgili bir anım tabi ki var. şimdiye kadar ne anlattım burada da, konuyla ilgili anı anlatmadım ha sevgili okur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilkokul 2. sınıftı sanırım, yine bir yerli malı haftası heyecanı sarmıştı dört bir yanımı. o zamanlar önemliydi tabi bu hafta. kivi, muz felan alırdık okula getirmek için. aileler de daha bilinçliydi tabi. bizden önce heyecan yaparlardı. hemen hazırlanırdı olay ve okul yolu tutulurdu. genellikle son iki ders blok olarak yensin diye o zaman bırakılırdı yeme işi. tabi çocuklarımız acıkıp, bitirirdi yiyecekleri o zamana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte ben de o çocuklardan biriydim. açtım sonuçta, yemiştim her şeyi. son teneffüste inip, bir kola aldım kutlama için, çıktım sınıfa. geldi hoca, bakıyor kim ne almış diye. bana geldiğinde yüzü bir garipleşti. "bu ne yavrum" dedi. biliyordum ki bu soru o nesnenin ne olduğunu sormaya yönelik değildi. açıkça neden orada olduğunu öğrenmek istiyordu bu soru. çocukluk tabi, "kola öğretmenim" dedim. öğretmenim diyordum tabi o yıllarda, çocukluk işte. şimdi olsa yarraam bile diyebilirim, ama emin değilim. belki de hocam derdim. adıyla hitap da söz konusu ama konumuz bu değil şimdi. öğretmenim diye hitap ettiğim kişi aldığı cevaptan pek memnun kalmamış ki "ne işi var onun burada" diye açık bir soru daha sordu. şu an hala idrak edememekle birlikte "öğretmenim avrupa birliği'ne giriyoruz zaten yakında" dedim. öğretmen siklemedi beni pek, dönüp bir kızın getirdiği keke dadandı.(aç herif) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar geçti ve hala anlam veremedim niye böyle bir şey demiştim acaba. ki duruma bakıyorum, hala girememişiz de. o gazla içtiğim kolaları da hesaba katınca, sanırım çiller en çok bana borçlu, kandırılmışız ey halkım resmen, ühü..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7030413740782181902?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7030413740782181902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7030413740782181902&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7030413740782181902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7030413740782181902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/12/yerli-mal-haftas.html' title='yerli malı haftası'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4751127967260172945</id><published>2008-12-04T16:23:00.000+02:00</published><updated>2008-12-04T16:24:11.667+02:00</updated><title type='text'>kamyon gelmesi</title><content type='html'>park yeri arayan masum sürücülerin en büyük korkusu işte, her an bir yerlerden gelebilecek olan kamyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyelim ki evinize geldiniz, aracınızı park etmek istiyorsunuz. tam bir boşluğu gözünüze kestirdiniz ve park işlemini tamamladınız. işte bu noktada birisi gelir ve "kamyon gelecek" der. olayın özü budur. bireyin söylediği şeyin doğruluğu pek önemli değildir, nitekim oradan çıkarsınız, başka bir park yeri ararsınız. orada da aynı tepkiyi alınca, başka bir yer.. böyle bir sirkülasyonu var işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4751127967260172945?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4751127967260172945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4751127967260172945&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4751127967260172945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4751127967260172945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/12/kamyon-gelmesi.html' title='kamyon gelmesi'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3650540697521896294</id><published>2008-11-10T22:28:00.002+02:00</published><updated>2008-12-04T23:34:55.964+02:00</updated><title type='text'>modüler aritmetik ile hatun kaldırmak</title><content type='html'>her şey soğumaya meyilli bir eylül akşamında başlamıştı. öylece girmiştim msne. bilemiyordum hayatımın değişim eğrisinde bir kırılma olacağını. işte o geldi, o dediğime bakarak hatun sanmayın, bildiğin saptı işte. ama her üç lafın iki virgül onikisi hatun olunca insan zaman harcayabiliyordu böyle biriyle. bir de üstüne laf cambazlığı gelince arkadaş oluyorduk işte. zamanla anlattıkları cidden ilgi çekici görünmeye başlamıştı.(bildiğin pornoydu lan işte) işte o günler demişti ilk defa "sözlükten 3 hatun kaldırdım hocu" diye bir şey. vay be demiştim içimden, sonuçta yeni tanışmışız, şimdiden bütün bilgilerimi eylemsel olarak göstermeye niyetim yoktu ama gerçekten etkilenmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat normal devam ediyordu oysa, yine bir gün girdim msne.(önceki paragrafta msne girip, bir bok yapmadığım dikkat ettiyseniz. liste boş hocu) sonra çıktım. sözlükte yine o vardı. bir mesaj attım, 15 dakika kadar cevap gelmedi. sonra gelen cevapta da "hatuna asılıyordum" diye duran not olayı açıklamıştı. zirve planları falan yapıldı işte, sonra da zirve.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zirveye yeni gelenler, uzun zamandır görüşemeyenler falan işte. sonra geldi bu arkadaş "sözlükten 1 hatun kaldırdım" dedi. aslında ilgimi çekmiyordu artık bu muhabbetler ama aylar öncesinden gelen 3 hatun bilgisiyle bu bilgi çelişiyordu. ortamda yeni hatunlar var, onlara şirin görünmek için yapıyordu diye düşünmedim bile, çünkü böyle bir düşünce ipnelik sayılabilirdi hem de gizli. o yüzden kendi teorimi ürettim hemen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözlükte üç ay takılan bir sap 3 hatun kaldırıyorsa, aynı sap sonraki 15 ayda kaç hatun kaldırabilirdi.(mod=4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bu parantez içlerini okumamak yakmıştı beni. adam doğruyu söylüyordu özünde. aynı performans ile 15 ayda toplam 45 hatun kaldırmıştı ama o parantez içi notunu formüle uygulayınca; 45~1 (mod 4) olduğunu tamamen unutmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey bu kadar basitti oysa ki, hayat daha yaşanır bir yerdi hatta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3650540697521896294?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3650540697521896294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3650540697521896294&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3650540697521896294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3650540697521896294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/11/modler-aritmek-ile-hatun-kaldrmak.html' title='modüler aritmetik ile hatun kaldırmak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1721884438017183177</id><published>2008-10-15T23:28:00.000+03:00</published><updated>2008-10-15T23:29:35.592+03:00</updated><title type='text'>Paintte ev çizittirme olayları</title><content type='html'>Var böyle bir şey yæ. Bir kare çiziyorsun işte, üzerine de bir üçgen, pek zor sayılmaz aslınsa. Sonra içlerini boyayla doldurunca, karenin içine sağ ve sol üst tarafa gelecek şekilde iki kare daha, bir de alt bölüme dayalı bir dikdörtgen… tam olarak bu kadardı işte tüm olay. Üstteki üçgene eklenebilenbir kesik dikdörtgen ile de baca yapmak mümkündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağı yukarı onikiyaşlarında olan ve sadece aralarından birinde bilgisayar bulunan bir arkadaş grubu için gayet makûldü tüm bunlar. Beklentilerin zaten düşük olduğu dönemde kolay mutlu oluyorduk be kardeşim, napalım. Tek bilgisayara sahip o çocuğun ise havası bir başkaydı. Adamın elinde resmen bilgisayar vardı be, üstelik fifa 99 yeni çıkmıştı. Sürekli belki bir iki maç yapmaya izin verir diye herkes oradaydı. Aslında şimdi “ben hiç gitmezdim yæ, ilgilenmezdim böyle şeylerle” diyerek cool olma yolunda büyük adımlar atabilirdim ama bari blogda yalan söylemeyeyim. Ben de giderdim kardeşim, hem de büyük bir sinsilikle düşünürdüm kimsenin gitmediği saatleri, hani başbaşa kalacağımız ve elbet oyundan sıkılıcağı o zamanları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam olarak böyle bir gündü, ve yine gitmiştim arkadaşların bilgisayar bulunan dükkanına. Dükkan dediysem de evin altındaki bir mühendislik bürosu işte. Pek gelen giden olmayan bir mekan yani. Yine her zamanki gibi dükkanın önünden geçer gibi yapmıştım ve kendimi göstermeyi başarmıştım. Çaresiz çağırmıştı beni yine içeri. 10000 nüfusu bile olmayan bir şehir için sürekli geziyor olmama şu an başka bir anlam veremiyorum şahsen. Ancak kendimi birilerine gösterip de çağırttırma isteğimi tatmin ediyor olabilirdim ve görülüyor ki etmişim de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkana girince yine gözüm bilgisayarda hareket eden o adamlara takıldı. İşte fifa 99 yine oradaydı ve yine o oynuyordu. Biraz oturdum yanında ve oynamasını izledim. İnternet kafede arkadan taktik veren çocuğun temellerinin nasıl atıldığını görüyordum burada, hatta yaşıyordum da. Biraz zaman geçince oyunu kapattı ve dükkanın karşısındaki arsada bulunan kiremitleri gösterdi. O arsa da onlarınmış ve istersek oraya kendimiz için bir ev yapabilirmişiz. Onbir yaşlarında bir çocuğa söylenmemesi gereken sözler işte. Ama karşıda bulunanın da aynı yaşta olduğu düşünülünce, oluyordu işte be kardeşim. Hayallerle yaşıyorduk çaresiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının kullandığı mühendislik programını açtı ve çizim yapmayı denedi. O an anladım ki bu programlar zorlu şeylerdi, çünkü bir saat olmasına rağmen tek bir çizgi bile yoktu sayfada. Hemen painti açtı ve bak neler yapıyorum havasında ilk paragrafta anlattığım geometrik şekilleri çizdi sayfaya. İşte teknolojiyi ilk defa gören insanı keklemek böyle bir şeydi. Bir yandan arsaya bakıyorduk, bir yandan karşımızdaki ilkokul ikinci sınıf çocuğunun resim dersi için çizdiği tipte bir eve bakıyorduk. Hayal buydu işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün sonra yan komşunun büyük şehirde okuyan oğlu ile bilgisayar sahibi çocuk ve ben, yani total toplamda üç kişi o bilinen arsaya gitmiştik. İki gün önce yaşadığımız o özel anların da etkisiyle ben büyük şehirden gelen o piçe(hakediyordu ibne) ballandıra ballandıra anlatıyordum mevzuyu. Bir zaman sonra kendisi bana dönerek “biz de dün yaptık, hem de iki katlı” dedi. Vay amk demeye kalmadan renklerden bahsetmeye başladı. İşte belki de ilk kez fark etmiştim o an bir insanla çok yakın arkadaş olduğunu sanmakla, gerçekten öyle olmak arasındaki farkı. Ben sadece kapıdan geçerken görülünce mecburiyetten çağırılan biriyken, onu arayıp da çağırıyordu, üstelik kat bile çıkmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arsadaykan pek önemsememiş gibi davrandım olayı. Hemen oradan iki üç kiremit alıp üst üste koydum ve “ben temeli attım” dedim. Kıskandı ibne ve gelip böyle bir eve girilmeyeceğini söyleyerek karşı tarafa dizmeye başladı kiremitleri. Böylesine yavşakça ve ortamda hiç konuşmayan o üçüncü kişiye yaranma çabalı bir eylem yaptığımı hiç hatırlamam, işte tek olayım budur sanırım. Resmen ibneye yaranmak için kendimi ortaya atacaktım ki eleman ağzını açtı. “olm kiremit lan bunlar, hadi çimento bulalım” dedi. Ya rab! Nereye gidiyordu bu iş? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü bir arkadaş vasıtasıyla çimento bulduk ve evlerden taşıdığımız sularla onu karıştırdık. Yeterince kiremiti üst üste koyup, araya da çimento dökünce ev olması için her şey gerçekleşmiş olacaktı, planımız müthişti. Tam bu sırada arsanın ve bilgisayarın sahibi olan çocuk babası yanımıza geldi ve gelişine bir tokat indirdi oğluna. Bizi de siktir etti oradan. O gün anladım işte, paintte çizilen şeylere umut bağlamamak gerekiyormuş, yoksa hayaller yüze doğru gelen tokatı görmeyi bile engelleyebilirmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1721884438017183177?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1721884438017183177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1721884438017183177&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1721884438017183177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1721884438017183177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/10/paintte-ev-izittirme-olaylar.html' title='Paintte ev çizittirme olayları'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2910030614709739583</id><published>2008-09-16T05:32:00.001+03:00</published><updated>2008-09-16T05:32:56.326+03:00</updated><title type='text'>arabesk</title><content type='html'>hep garip gelmişti bu tarz müzik, ta ki 15 yaşındayken yaşadığım şu olaya dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boyu uzamaya başlayan her genç dimağ gibi bir basketbol topu edinmiştim. ara sıra nispeten kısa potalara sahip okula gidip dadmin olurdum. yine böyle günlerden birinde, sakalları çıkmaya çalışan bir genç geldi yanıma ve bir kaç atış yapma isteğini bildirdi. peki dememe kalmadan topu almıştı bile gerçi, yine de tabi, olur dedim. şut attıkça arkadaş muhabbet kurmaya çalışıyordu. "neler dinliyorsun" diye amerikanvari bir soru attı ortaya. aslında o soru öylece kalsaydı ortada, belki çok daha mutlu biri olabilirdim şu an ama bırakmadım soruyu orada, bırakamadım. "rep dinliyorum yææ" dedim. daha ma ma ma ma maykrofon şov zamanına geçilmemişti ve rep dendiğinde akla sadece eminem geliyordu. the eminem show da o sıralar çıkmıştı sanırım, arkadaşlarla toplanıp, dinliyorduk. bir yandan da nefreeet diye türk rap için beginner kısmından dinleşiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevabım üzerine topu tuttu ve bana güldü. bu kadar yavşakça bir gülümseme görmemiştim daha önce. zaten yaş küçük amk, nerede görüceksin ama yine de görmemiş olmak garip gibiydi. yeni şeyler yaşamak felam. çaresizce "peki, sen ne dinliyorsun" demek, hayatımın yönünü değiştirecekmiş, bilemedim. şimdi hatırlamadığım bir isim söyledi ağır bir tonlamayla. hiç bu kadar acı çekmemiştim. sadece adını duymak bile ebemi emmişti. bakışlarımdan anlamadığımı anlamış olduğunu anlama arifesindeyken arabesk dedi. evet, bunun anlamını ufaktan biliyordum sanki, belki. müzik sınıflandırma konusunda en sığ dönemler hocu, "dinlemiyorum o tür şeyler" tribinden kurtulmak zaman alabiliyordu. ama henüz o moddaydım ve dedim, dinlemiyorum o tür şeyler derken gözleri çakmak çakmak oldu. "hiç aşık olmadın o halde" dedi. öylece baktım, top elimdeydi, şut attım, girmedi. hayatımın akışı değişmişti. tanrım mal gibi rap dinlerken ben, insanlar aşık oluyor ve acılarından böyle müzikler dinliyorlardı. eve gittim çaresiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hemen aklıma okuldaki zeynep geldi, aşıktım lan ben. kasetleri karıştırdım, müslüm gürses buldum. hayatımda hiç dinlememiştim ama aşık olduğum için artık dinleme seviyesine ulaştığımı hissediyordum. müzik setini ayarladım ve iki şarkı dinledim, iğrençti. bir sorunum olduğunu düşündüm, bir şarkı daha dinledim. olmuyordu, bir türlü acı çekemiyordum. sonra doğanın kanunu’nu açtım nefret’ten, keyfim yerine gelmişti. sanırım tam aşık olmamıştım henüz diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi düşünüyorum da, siktir lan ordan, ne alakası var aşık olmakla, gayet sikindirik işte fmsdhşkldfnh.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2910030614709739583?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2910030614709739583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2910030614709739583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2910030614709739583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2910030614709739583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/09/arabesk.html' title='arabesk'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-504513234058296236</id><published>2008-09-07T13:07:00.002+03:00</published><updated>2008-09-07T13:18:26.479+03:00</updated><title type='text'>bizim oğlan da amerika'da okuyor</title><content type='html'>ey gidi gençlik, düşündükçe mutlu oluyor işte insan ufaktan da olsa. o yıllarda vardı çünkü "sınıfın en çalışkanı" geyiği. çünkü o zamanlar yoktu okuldan puan almak. çünkü yine o zaman yoktu denemeler arasında geçen zamanlar konu çalışmak. güzeldi yani, yatmak falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanla ufaktan büyüdük işte, öss malum toplum gerçeği pozisyonunda artık. e biz de girdik normal olarak. akabinde girdiğim bölüm zaten dil bölümünden mezun olan biri için gayet normaldi. kabusum ise tam bu sırada başladı. üst komşumuzdu melahat abla, her sitede vardı ondan bir tane, her yere yetebiliyordu. sonuçların açıklandığı gün anneme soruşunu duydum kendi odamdan. "hayırlısı olsun" derken sesinde bir şeyleri açıklamak için sorulmasını bekleyen insan tonu vardı. annem de boş çevirmedi onu, onun oğlunu sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bizim oğlan da amerika'da okuyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım hayatımda bu kadar etkileyici ve bir o kadar boş bir cümle duymamıştım daha önce. okuyacağım bölümün ingilizce, amerika'nın ise ana dilinin yine bu ingilizce olduğu düşünülünce olay komplo teorisine doğru sürükleniyordu. daha doğrusu anlaşılır hale geliyordu. bölümümü duyan melahat hanım kendi oğlunun da aşağı kalır bir yanının olmadığını böylece belirtmiş oluyordu. yani o amerika'da, zaten biliyor ingilizce, bir de üstüne okuyor orada gibisinden. pek siklediğimi söyleyemem bu olayı, nitekim hayatımda görmediğim bir adamın amerika'da daha ne okuduğunu bile belli değilken bu kadar övülmesi pek siklenecek bir olay değildi. geçip, gitti işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak kısa zaman sonra tekrar melahat hanım ve amerika'da okuyan oğlu tandanslı haberler alışım sürüyordu. alış zayıflığıma rağmen haberler adeta rss eklentisi gibi geliyordu. lâkin kafama takılan konu bu adamın ne okuduğuydu. amk okuyor amerika'da da, olayı ne? öte yandan amerika'nın neresinde, amerika birleşik devletleri'nin kısaltması mı oluyor o amerika, yoksa güney amerika'da mı bu eleman, ulan acaba her gece başka hatun mu götürüyordur gibi sorular kafamı bolca meşgul etti. uzun süren düşünmelerim sonucunda(ki pek yapmam bunu) yok lan tipsizin tekidir o şimdi, nereye götürücek her akşam başka hatun diyerek kendimi rahatlatmıştım. ama hala okuduğu her ne ise gizemdi benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün melahat hanım kocasıyla birlikte bize oturmaya gelmişti. komşusal muhabbetlerde konu bana gelince, olaya katılasım geldi ve hilmi amcaya kazara "sizin oğlan ne okuyor?" diye sordum. bu sorum tamamen iyi niyetle bezeli, hatta öylesine denebilecek türden bir soruydu. kim bilebilirdi ki hilmi amcanın içine nejat uygur kaçtığını. "kitap" dedi. müsade isteyerek odama geçtim, müziği açtım, kafa falan salladım. kitap dedi lan resmen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-504513234058296236?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/504513234058296236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=504513234058296236&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/504513234058296236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/504513234058296236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/09/bizim-olan-da-amerikada-okuyor.html' title='bizim oğlan da amerika&apos;da okuyor'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1205194984660094205</id><published>2008-09-06T04:50:00.002+03:00</published><updated>2008-09-06T05:05:57.155+03:00</updated><title type='text'>mahallede mobilya dükkanı olan adamın oğlu modu</title><content type='html'>/mode mobilya_dukkani.exe yapıyorsun, çalışıyor bu. arada server farklılıkları ortaya çıksa da, genel olarak aynı kasaya sahip ürünler kullanıyor bu modu. özellikle babalarının gömlek cebinde taşıdıkları sigaradan tek dal yürüten çocuklar, orta ikiden terk olduktan sonra geçiyorlar bu moda, hem de /mode bile yazamadan, biraz default oluyor işler bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlaşılması gayet de kolaydır hani, öyle gizlemez kendini, direkt salar ortaya. bilirsiniz hani bütün mahalle esnafı oturup, sohbet eder mahallenin bir köşesinde, işte burada başlar oğlanımızın modu. orta ikiden terk doğduğu için direkt babasının yanında takılmaya başlamıştır kerata, zamanla bu esnaf sohbetlerini dinleye dinleye iyi de bir anlatıcı olmaya başlar. tabi bu anlatma özelliğini asla babası yaşındaki esnafların ortamında göstermez. daha ziyade babalar cuma namazına gittiğinde yerlerine bakan çocuklar muhabbete tutuştuğunda dile gelir. zaten diğer çocuklara nazaran daha bıçkın ve büyük olması da bu özelliğe sahip olmasa bile öyleymişcesine davranmasını sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte yine orada, başlıyor anlatmaya;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"o değil de, bak geçen yaz ne oldu. halime teyzenin büyük kızını bilirsiniz, neydi adı? heh, ayşe. oturuyorum dükkanda, nasıl sıcak ama, gavur amı gibi yanıyor ortalık. klimayı da açamıyoruz ki, peder bey hemen kapatıyor. niye taktırmışsa sanki amuğa goyim, öylece duruyor alet. aslında şeytan diyor(hep şeytan der) sök bir gece, git sat, parasıyla da kur çilingir sofrasını. neyse, işte ortalık kavruluyor resmen mını sikiyim. kapıda belirdi bu, ayşe. bir etek giymiş ama üflesem uçacak gibi. bir de bunlar tatilden yeni dönmüşler, bacaklar bronz. bluzunun da üst düğmeleri açık, yanıyor amına koyim. yaklaştı yanıma, aniden dönünce eteği havalandı. o zaman çaktım dalgayı, iş atıyordu. yalandan bir iki sordu fiyatları. çaktırmadan elledim arkadan, baktım ses etmiyor, iyice bastırdm, güldü bu. arkadaki mobilyaları gösterme ayağına götürdüm bunu, sonra da götürdüm işte. yer misin, yemez misin, yer misin, yemez misin... şerefsizim 3 saat mala vurdum, ağlattım resmen. ilk postadan sonra baktım kalktı bu gidecek, yakaladım kolunndan, bir daha, sonra bir daha. akşam olmuş, haberimiz yok. bunu yolladım evine, ara ara geldi gitti böyle işte..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam olarak anlattığı hikaye bu kalıplardadır. zaman zaman karakterler değişebilir, yani hatun karakterler tabi. bazen "karı beni beğendi, para almadı" denilen fahişedir bu, bazen de karşı komşunun evden okula, okuldan eve yaşayan büyük kızı. olayın gerçekliğinin ya da yaşanma ihtimalinin dahi önemi yoktur. mühim olan o an orada dinleyenleri memnun etmektir, zira çoğu ergenlik çağındaki dimağlar da etkilenir bu hikayelerden, gidip otuzbir falan çekerler dükkanlarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatımın güçlü olmasının en büyük sebeplerinden biri de anlatıcının sahip olduğu kirli sakallardır. çünkü anlatıcı ara sıra onları sıvazlayarak anlatırken olayı yaşıyor havası verir. üstüne aralara sıkıştırdığı küfürler de küfür olayına daha yeni girmiş olan dimağları daha da etkilemektedir. tabi sonra da bu dimağlar büyüdükçe hikayeler onlara geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bir adetimiz de aşağı yukarı böyle devam ettirilmektedir ülkemizde, kültürü korumak mühim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1205194984660094205?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1205194984660094205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1205194984660094205&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1205194984660094205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1205194984660094205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/09/mahallede-mobilya-dkkan-olan-adamn-olu.html' title='mahallede mobilya dükkanı olan adamın oğlu modu'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8261968056572655310</id><published>2008-08-25T11:36:00.000+03:00</published><updated>2008-08-25T11:37:17.509+03:00</updated><title type='text'>başarısızlık ekolü</title><content type='html'>sportif organizasyonlar söz konusu olunca bir garip oluyor bu ülke. futbolla başlayalım olaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilindiği üzere bu ülkenin en büyük başarıları maksimum 10 sene öncesine dayanıyor, yani öyle köklü bir geçmişi falan yok. sahip olduğu 100 yıllık kulüpler ise yine ancak son 10 yıldır avrupa’da sözü edilen kulüpler, hatta söz edildikleri falan pek yok, sadece son sekize falan kalınca meşhur oluyorlar bir süreliğine, o kadar. ancak buna rağmen, sanki futbol ekolümüz, köklü bir geçmişimiz varmış gibi her turnuvada yer almamız, hatta şampiyon olmamız bekleniyor. tamam, duygusal olarak hepimiz istiyoruz böyle şeyleri ama sonuçta ekol olmak öyle 10 sene ile pek mümkün değil be kuzum. bu takım dünya kupası’na katılamazsa kızmak serbest tabi de, olayı fiyasko boyutlarına götürmemek lazım.(bence) çünkü zaten 50 yıldır katılamıyorduk, bir kere katılınca kral mı olduk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basketbol ile devam ederken olay daha da vahim noktalara geliyor. ilk ve tek başarısını 2001’de kendi evinde avrupa ikinciliği ile yaşamış bir milli takım var ortada. tamam efes pilsen’in avrupa kupası var ama ortadaki yabancı etkisi bambaşka bir boyutta. sadece milli takım olarak bakarsak, ikincilik dışında hiçbir şey yok ortada. ortada katılınmış bir olimpiyat bile yok, sonuncu olarak bitirileni saymazsak. yani ortada ne basketbol kültürü var, ne de geçmişi. buna rağmen avrupa şampiyonası’nda gruptan zor çıkınca takımımız, bir anda dövünmeler vuku buluyor. konuyla ilgili bir yazı da batug.com’da mevcuttu. batug abi diyordu ki, "yabancı bir ülkeden birisi görse bizim şu dövünmemizi, kendisine sorardı ’acaba kim bu eski şampiyon’ diye". bu derece abartan bir durumdayız. hani yugoslavya’yız da, gruptan mı çıkamadık bilemedim. geçmişin tekrarı mı bizi bu kadar, gurur duyardık halbuki onunla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en belirgin sporlar olduğu için bunlar hakkında takılmak istedim. son olarak da karşımızda olimpiyatlar var. şu ana kadar toplamda 36 altın madalya sahibi olduğumuz olimpiyatlar. çin’in sadece bu olimpiyatlarda 59 altın aldığını düşünürsek, olay ortaya çıkıyor iyice. tarihteki tüm altınlarımız da tabi ki güreş ve halterden gelen madalyalar, arada da okçuluk var sanırım. bir iki de tekvando belki. tamamen güce dayalı, biraz teknik içeren sporlar. ne eskrim var ortada, ne atletizm, ne de estetik içeren herhangibir spor. yani olimpiyatlara 10-15 adam gidip, güç gösteriyoruz, olay bundan ibaret. pekin 2008 sona eriyor, herkes "çok başarısızdık" diyor. ben anlayamıyorum işte bunu, ne bekliyorduk ki? futbol-basketbol-voleyboldan hiçbirinde takımımız yok, keza hentbol. en büyük sporlar bunlar değil mi sonuçta? üstüne en iyi yüzücümüz elemelerde eleniyor, en iyi haltercimiz sıfır çekiyor. olabilecek şeyler bunlar, her insan başarısız olur. ama güvenilen kişi sayısı elin parmaklarıyla permütasyon yapacak durumda değilken, bu ufak şanssızlıklar tüm ülkenin başarısızlığı durumuna dönüşüyor. sanırım problemimiz de hep bu olacak. umutları tek bir adama bağlama problemi, kahraman çıkarma fenomeni..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demem o ki, sporda ne zaman süper başarılı oldu ki bu ülke, şimdi üzülüyor başarısızlıklara. en çok bizim alışık olmamız gerekmiyor mu bu olaya, yılların birikimi sonuçta bu başarısızlıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: tekrar edeyim, ben de isterim herkese çakalım ama bizim geleneğimiz, ekolümüz de bu işte. alışmak lazım gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8261968056572655310?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8261968056572655310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8261968056572655310&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8261968056572655310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8261968056572655310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/08/baarszlk-ekol.html' title='başarısızlık ekolü'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2115071019064394798</id><published>2008-08-23T22:49:00.000+03:00</published><updated>2008-08-23T22:50:05.803+03:00</updated><title type='text'>Championship Manager 01/02</title><content type='html'>Sene 2000 sonları, bilgisayarlar Türkiye için yeni aletler tabi. Babam da sağolsun almış bir tane. Ufaktan kullanıyoruz. Bu arada bilgisayar dergilerine de ilgiliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PC ile başlayan bir dergiydi ilk aldığım dergi. Yanında verdiği CD'yi açtığımda içinde CM adından bir oyun gördüm. Demo idi, demonun ne olduğunu oyunu kurunca öğrenmiştim. İngiltere ligiydi tek seçilebilen lig. Hemen Manchester United'ı ararken bir süre zaman harcadık elbet. Ardından Man Utd. ile şenlendik tabi. Nasıl transfer yapıldığını öğrenmek bir ortaokul öğrencisi için pek kolay değildi. Zamanla oyun inceliklerini kapmaya çalıştık. Ardından geldi şampiyonluklar. Tarih 2007 ve ben hala bu oyunu açınca sıkılmadan oynayabiliyorum. Yapılan güncellemeler de bu konuda oldukça faydalı tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyleydi kişisel olarak oyunla tanışmam. Muhtemelen hepinizin buna benzer hikayeleri vardır. Zamanla tabi bu hikayeler gelişerek "Olm Zidane 72 ay ceza aldı resmen.", "Adamı aldım 17 yaşında, bir ay sonra futbolu bıraktı." tarzına gelmekte. Oyun ne kadar uzun oynanırsa, hikayelerde o kadar gelişiyor. Oyuna biraz daha teknik noktalardan yaklaşırsak, öncelikle oyunun gereksinimleri çok düşük. 1 mb. lık bir ekran bile rahatlıkla oynatabiliyor oyunu. Bu nokta elbette ki çoğu oyuncuyu oyuna çeken şeylerden biri. Çünkü oyunu simge durumuna küçültüp işlerinizi rahatlıkla halledebiliyorsunuz. Ardından aynen oyuna devam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan ülkemizde bilindiği üzere 15 yaşını geçip, birazdan futboldan anlamaya başlayan her insan evladı, "default" olarak teknik direktördür. Hiçbir zaman direktörü beğenmez, hep daha iyisini bildiğini iddia ederler. Bu açıdan oyun ülkemizde müthiş bir pazara sahip. bunun yanına oyunun gerçek dünyayı, sanala müthiş taşıması da pazarı oldukça büyütmekte. Öyle ki Ersun Yanal'ın CM gözlemcilerini arayıp, bilgilerine güvenip, güvenemeyeceğini sorduğu bile söylenmekte. Ayrıca Yanal'ın yaptığı transferlere çoğu insan "Kim bu acaba?"&lt;br /&gt;diye tepki verirken, CM oynayan insanlar oyuncu hakkında oldukça bilgilidirler çoğu durumda. Bir de alt liglerden süperstar bulmak, alt ligde bir takımın başına geçip, üstün başarılar sağlamak insanın egosunu tatmin eden şeylerdir. Sayılan onca sebep, bu oyunda hiçbir görsellik olmamasına rağmen, bu oyunun&lt;br /&gt;efsanelerden biri olmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde çoğu eski CM oyuncusu yeni versiyonlarda görsellik artırıldığı halde 01-02'yi unutamadıklarını, halen onu oynadıklarını söylemektedirler. Neyse lafı uzattık biraz, açıp şu Erciyesspor'u ligde şampiyon yapmalıyım, 20 maç kaldı şunun şurasında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2115071019064394798?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2115071019064394798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2115071019064394798&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2115071019064394798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2115071019064394798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/08/championship-manager-0102.html' title='Championship Manager 01/02'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7973475271372543137</id><published>2008-08-23T22:48:00.000+03:00</published><updated>2008-08-23T22:49:34.614+03:00</updated><title type='text'>Fifa 99</title><content type='html'>Fifa serisinin efsane sayısıdır kendileri. Oyundaki oyuncuların gerçeklerine en ufak bir benzerlikleri ulunmamasına rağmen bu oyun yıllardan beri oynanabilmektedir. Nedenleri uzun zamandır gizli olan bu olayı araştırmak üzere yemedim, içmedim ve oyunu indirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurarken içimde bir şeyler olmaya başladı. Adeta eski günlerime dönmüştüm. İlk defa internet kafeye girişim geldi aklıma. "Abi izlemek serbest mi?" deyişim. O günlerde sadece bir kaç oyun vardı bilgisayarda. Half-life, Fifa 99, Test drive, Red alert... Tabi bir de internet vardı ama o büyüklerin uğraşıydı. Biz oyun oynardık sadece. İlk defa bu büyüklerin internet muhabbeti yaptığı kafede tanışmıştım bu oyunla. İlk golümü de yine burada atmıştım Arsenal ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları düşünürken bir de baktım oyun kurulmuş. Açtım oyunu büyük bir hevesle. O görüntü hiç çıkmamıştı aklımdan. Dumanların arasından bir futbolcu çıkıyordu falan. Bunu genelde izlemez, hemen tıklayıp geçerdik, yine öyle yaptım. Ardından çıkacak olan "Push Any Button" ibaresini önceden 10 dakika beklerdik çıksın diye. Tabi gelişen teknoloji ile açılması 2 saniyeyi bile almadı. Hemen Dream League'e girdim. Seçtim yine Arsenal'ı, kadro anılarımı canlandırdı. İlk defa internet kafede Overmars ile kanat akını yapıp, Bergkamp ile golü bulmuştum. Yine yaptım aynısını. Tabi bu sefer biraz mekanikleşme oluştuğu için hiç zorlanmadım bunu yaparken. Ancak oynama konusunda pes yüzünden oluşan bazı sorunlar vardı. Örneğin bu oyunda ara pas E tuşu ile yapılmıyordu. Diğer yandan adam değiştirme tuşu olan Q, bu oyunda tekme atmaya yarıyordu. Tam bu noktada kafama dank etti. İşte bizi oyuna bağlayan şey buydu. Tekme. Şimdiye kadar hiç bir oyunda olmayan bir özellikti bu. Gönlünce tekme atmak. Hem de futbol maçının içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk tekmeyi attığım an geldi birden aklıma. İnternet kafedeydim yine. Bir çocuk geldi yanıma, "Abi tekme atayım mı?" dedi, baştan bir brüst dedim, sonra açıkladı olayı ve attı da tekmeyi. Çok hoşuma gitti ama çaktırmadım. Çocuğun gaza gelmesini istemiyordum. "Tamam attın, gidebilirsin şimdi!" dedim. Çocuk uzaklaştı. Çocuğun yeterli uzaklığa gittiğini anlayınca tekmeyi bastım tekrar, ve tekrar ve tekrar... Bu artık bir tutkuya dönüşmüştü. Her gün oraya gidip, "Abi 250 bin liraya girebiliyor muyuz?" diyerek oturuyordum masaya ve tekmeleri atıyordum. Ta ki bir gün 6 kişi kalıp, maç iptal oluncaya kadar. Futbol kurallarını bilmeyen biri için gerçekten açıklaması zor olaydı. Uzun süre ağladım. Kendimi bilmez bir halde gittim internet kafeye. "Abi izleyebilir miyim?" bile diyemedim. Aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyordum. En sonunda dükkan sahibi gözümün önünde tekme atıp, kırmızı kart yemeyince kendime geldim. Demek ki yapılabiliyordu bu da. Hemen eve gidip 250 bin lira istedim evden ve oyunu açtım. Tekme attım, kırmızı. Çok çalıştım ve kendimi geliştirerek kırmızı kart görmeden tekme olayını yaptım. Birden fark ettim ki oyun bende tutku haline gelmişti. Kafamı kaldırdım, yan masada bir çocuk da Fifa 99 oynuyordu ve maçı iptal olmuştu. Üzüntülü bir görüntüsü vardı, ona gidip olayı anlattım. Ardından karşılıklı oynadık. Kim önce tekme atacak yarışı başladı ve o günden beri bu oyunu hep oynamak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürler EA Sports.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bir sene kadar önce Gmnd'nin sitesi için karalamıştım bunu, bir zaman sonra bir sürü forumda yayıldığını gördüm. ilk defa yaşıyordum böyle bir şey, garip oluyormuş hakikaten. alta da ismi yazmışlar, o garip bir his işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7973475271372543137?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7973475271372543137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7973475271372543137&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7973475271372543137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7973475271372543137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/08/fifa-99.html' title='Fifa 99'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8648576444128104737</id><published>2008-08-17T00:51:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T00:52:25.830+03:00</updated><title type='text'>ürün iade etmektense ölürüm</title><content type='html'>çok zor bir zorluk bu, bambaşka bir şey. yani en azından öyle hayal ediyorum. yoksa 4 saat önce yattığımı bilen birisi niye oldukça sert bir şekilde beni uyandırmaya çalışsın ki, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat 10:30'du, artık yatayım, akşama kadar uyurum hayalleri geçiyordu aklımdan, yattım, 4 saat sonra o ulvi görev için uyandırılacağımı bilmeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat 14:30'du artık, omzumdaki titreme vücuduma yayılmıştı, bu etkiyle uyanabildim. karşımda mehmet okur formasıyla abim vardı. bu ne lan bile diyemeden anlatmaya başladı. hiçbir şey anlamadım, dinlemedim ki zaten, saat daha 14 beybi, uyku zamanıydı daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken big boss geldi odaya, göt kadar odada 3 adam durduk öyle. zaten sıcak ortalık, 36 derece ebemle ilişkiye giriyor, bir de saat 14'de uyandırılmanın siniriyle yüzümü yıkamaya gittim, akmıyordu sular. "biz kestik" sözü olaylara anlam katamıyordu. sonradan fark ettiğim üzere çeşme değiştirme çabası varmış evde, ve bu uğraşın sonunda eldeki yeni çeşmenin bölgeye uyumlu olmadığı anlaşılmış, değiştirilmesine karar verilmiş ve ben uyandırılmışım. lâkin bu ulvi görev için niye seçildiğime dair hiçbir fikrim yok. daha önce müthiş bir iade falan da yapmışlığım yok, öyle anlamsız ki her şey, uykum var amk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38. merdivende kavrıyordum olayı, cebimde para ve fiş, elimde ise bir torba içinde çeşme aparatları. evet oraya gidecek, uygun bir ürün olup olmadığını soracak, değişimi yapacak, eğer yoksa iade işlemini gerçekleştirip parayı ele geçirip, o para ile 2 adet ekmek alacaktım. uykulu bir insana yapılmaması gereken bir şey bu kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuya geliyorum şimdi, zaman zaman yaşarız böyle, aile bireylerinden birisi eve gelirken bir ürün satın almıştır, bir süre sonra o ürünün istediği şey olmadığını anlar ve değiştirmeniz ya da iade etmeniz için size verir. buradaki siz evin küçük çocuğuna refer ediyor.(refer etmek) siz de ne olduğu hakkında hiçbir fikriniz olmayan o ürün ile ne iş yaptığını bile bilmediğiniz bir dükkana gidip, salak salak muhabbete girersiniz. işin kötü yanı dükkan sahibi sizin olayla ilgili olmamanız konusunu bir türlü kavrayamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bu şeyi değiştirmek istiyorum.&lt;br /&gt;+ bakayım, bunun bandrolü yok.&lt;br /&gt;- evet yok.&lt;br /&gt;+ peki nereden bileyim bunu buradan aldığını.(direkt senli benli oldu pezevenk)&lt;br /&gt;- fiş..&lt;br /&gt;+ hmm, bakalım.&lt;br /&gt;- bu dalga uymamış bizim mutfağa, şuna göre bir tane alacakmışım.&lt;br /&gt;+ sadece çeşme mi?&lt;br /&gt;- şunlardan işte.&lt;br /&gt;+ hmm, fatiiih. şu çeşmeden çıkart. buyrun.&lt;br /&gt;- pardon bunun ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok ama bunların boyu aynı değil.&lt;br /&gt;+ aynı işte.&lt;br /&gt;- iyi de o zaten bizim mutfağa uymayan parça.&lt;br /&gt;+ haaa, doğru uymuyor bu.&lt;br /&gt;- evet ben de öyle demiştim. aynısından alabilir miyim?(alabilmek)&lt;br /&gt;+ yok ki.&lt;br /&gt;- peki.&lt;br /&gt;+ iade alalım o zaman.&lt;br /&gt;-(ooo cisıs)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8648576444128104737?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8648576444128104737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8648576444128104737&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8648576444128104737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8648576444128104737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/08/rn-iade-etmektense-lrm.html' title='ürün iade etmektense ölürüm'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6747768559528236361</id><published>2008-08-16T06:37:00.000+03:00</published><updated>2008-08-16T06:38:58.967+03:00</updated><title type='text'>basketbolcu olma hayali</title><content type='html'>"hayallerde yaşıyor bazı ibneler"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet yaşıyorduk amk, ne yapabilirdik ki başka? elimizde bir basketbol topu, okulda biri kırık iki potamız vardı. bir de üstüne koymuşlardı sike sike geçmek zorunda kalacağım öss’yi. başka bir kurtuluş yolu vardı da ben mi seçmedim acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----previously on pulcu-----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. sınıftayken hatırlıyorum, topu potaya değdiren puan alıyordu. iki sayı ne zaman olur, üçlük nedir bilinmeye karanlık dönemler. o zamanlar sadece bir topa değmek bile heyecandı.(halen bazı toplar bu heyecanı veriyor) hayaller de yeni yeni oluşuyordu tabi. bir gün şu potaya asılıcam diye düşünüyordu insan, sonuçta hayallerle yaşıyordu bazı ibneler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. sınıfa gelince her insan gibi birden boy attığımı fark ettim, resmen uzamıştım la. ve artık potaya değenin +2 mana kazandığı dönemdeydik. hayallerde oturmaya başlamıştı artık, üçlük civarında top sürerken 3, 2, 1 diye sayıp atıyorduk şutu sanki son saniyede takımı kurtarırmışcasına. eğleniyorduk da hani, yaşıyorduk hayallerle be amk ibne olamasak da..(o sıralar için)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lise hayallere re-building yapmak için iyi bir dönemdi, her şeyi düzene koyup, tam bir basketbolcu olmak için de geliştirmek lazımdı insanın kendisini. okulun ilk günü kapalı spor salonunda gezerken tüm hayallerim geçti gözlerimin önünden, evet günler yaklaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk maçıma lise birde çıkabilmiştim ancak resmi olarak. spor salonunda maç yapmak hem de liselerarası turnuvada boy göstermek müthiş bir şeydi, hayallerim için bunu yaşamam gerekiyordu. o sene maç başına 3-5 sayı atıp hayallerimi sürdürdüm. ertesi sene ilk beşte çıkarken hayaller pekişti birden. sürekli topla oynayan oyuncu olunca, bir de üstüne tribün desteği gelince insan kendini gerçekten hayallerini gerçekleştirdiğine inandırabiliyormuş, bunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okuldaki tek potada artık tek hakim olarak gidiyordum hayallerimin peşinden. bir zamanlar topu değdirmek için uğraştığım potaya smacı nasıl vursam diye düşünerek yaklaşıyordum. yoksa gerçekleşiyor muydu bu ibne hayalleri lan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lise iki biterken streetball turnuvasına katılıp, artık profesyonel hayata atılma hayalindeyim, halen hayaller peşimi bırakmıyordu. ilk maça çıkarken "efes pilsen gözlemcisi tribündeymiş geyiği" sikti belamı. ulan o yaştaki, o gazdaki birine bu söylenir mi, hiç mi halden anlamıyorsunuz ibneler? topu aldığım gibi smaca girdim. yere basarken ayağım kaydı hafiften, önemsemedim. hayaller gözleri de kör edebiliyormuş demek ki, resmen yer kayıyordu amk. bir daha topu aldım ve zıpladım. pek dengeli olduğu söylenemezdi. smacı vurduktan sonrası ise pek hoş değildi. vücudun ağırlığını taşıyamayan bir diz ve onun dönmesiyle irkilen insanlar. acıyla yerde yatarken hayaller pek de yakın görünmüyordu artık, akabinde yatakta 2 ay geçirince ise artık hayal bile edilemeyeceklerini anlıyordu insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hala ara sıra pota görünce "zamanında bir maçta..." adamlarına dönüşüyorum galiba, artık daha da inanıyorum bazı ibnelerin hayallerle yaşadığına. hayatın kaynağı lan bu, biraz mutluluk bile veriyor bazen. 3, 2, 1 ve sayıııı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6747768559528236361?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6747768559528236361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6747768559528236361&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6747768559528236361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6747768559528236361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/08/basketbolcu-olma-hayali.html' title='basketbolcu olma hayali'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6101883136934928302</id><published>2008-07-30T00:56:00.001+03:00</published><updated>2008-07-30T00:56:29.509+03:00</updated><title type='text'>çok farklı şeylerin olması</title><content type='html'>çok anlamsız bir başlık ama anlayacaksınız anlatınca..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni bir yer açmak üzeredir çoğu insan, yani hep kafada yüzlerce plan vardır, çoğu asla gerçekleşmeyecek olan. diyelim ki bar açıyoruz. ki bu açma olayı en büyük hayalidir gençlerin. şimdi bunu birine söylerseniz hemen "e olm her taraf bar" cevabı gelecektir, akabinde ise "çok farklı şeyler olacak" der elemanımız. bunu söylerken kendi bile inanmamaktadır tabi ama söyler. sonuçta bir şekilde ikna etmek gereklidir karşı tarafı. akabinde o mekan açılır, bildiğin bardır. öyle çok farklı şeyler falan olmaz, içki satılır, içki içilir, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olayı biraz daha internet boyutuna taşırsak daha süperleşiyor ortam. şimdi dönemimizde bir sürü sözlük var biliyorsunuz, ve kodlamanın ayağa düşmesi sonrasında(yanlış anlaşılmasın da yani temelde önüne gelen coder amk) herkesin de en büyük planlarından biri sözlük açmak, kendi sözlüğünü yönetmek, tuttu ya, abartın amk. bir sürü tanıdığım insan da var böyle, yanına bir coder almış, sikicez ortamı insanlarından. konuşuyordum bir gün birisiyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- abi ne gerek var sözlüğe ya, her taraf sözlük zaten amk.&lt;br /&gt;+ hocu çok farklı olacak, süper planlarımız var.&lt;br /&gt;- haa, o zaman başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bu muhabbetten beri başlık aklımda, ama bekledim sırf onların bir bok yapmayışlarını görmek için. aradan çok zaman geçti, nerdeyse her gün girip baktım acaba ne tip çok farklı şeyler olacak diye, ama sonuç sıfır. böyle başlık açıyorlar, entry giriyorlar, diyalog falan. e hani çok farklı şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse sözlüğe tıkamamak lazım tabi olayı, genel bir şey bu. her kim ki gerçekten inanır çok farklı şeyler olacağına, işte mükafat gününde ne büyük mükafatları alacak olan kişi odur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6101883136934928302?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6101883136934928302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6101883136934928302&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6101883136934928302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6101883136934928302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/07/ok-farkl-eylerin-olmas.html' title='çok farklı şeylerin olması'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4502459669370706999</id><published>2008-07-26T21:05:00.000+03:00</published><updated>2008-07-26T21:06:12.970+03:00</updated><title type='text'>aile ile düğüne gitmek</title><content type='html'>takriben düğüne 1 ay ila 1 hafta arasında bir zamanda başlar eylem, sonuçta düğüne hazırlanmak da düğüne gitmek kadar mühimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk olarak aile bireyleri üst-baş alışverişi yaparlar. şimdi burada garip bir nokta var. sürekli düğünlere gidilmektedir ama kimsenin düğünde giyilecek bir kıyafeti yoktur. bu alışverişten sonra düğün bitince, bir sonraki düğün için de tekrar kıyafet alınır, böyle garip bir şey işte. erkekler için ise tabi biraz daha kolay durum, bir kere takım elbise alınır, sonra ooh, mis. tabi o takım elbise alınana kadar min. 4 dükkanda, dükkan başına 3 kıyafet denenir. bu denemeler sırasında satıcıdan bolca iltifat duyulur, eleman satmak istiyor sonuçta, dayar yağı boğaza kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;satın almanın en zor kısmı ödemedir tabi, 2 saat kadar da ödeme üzerinde mutabakata varılması beklenir ve düğün günü yaklaşmaya başlar. düğüne nasıl gidileceği konusunda bütün akrabalar farklı fikirler atar ortaya ve sonunda tamamen random bir şekilde gidilir düğüne, önceki planlar mutlak surette patlar, hem de elde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mekana varınca akraba düğünü olmasına rağmen içerideki insanların %32’si tanınmaz, daha sonranın kızın halasının görümcesiymiş diye tanışılır çoğuyla. tabi bir daha asla görüşülmeyeceğini herkes bilmektedir. üstelik o görümcenin kızı da her zaman güzeldir, insan tekrar tekrar görüşmek isterse de olmaz pek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;el öpme sekansı genellike 27 dakika sürer. biraz boyunuz uzunsa, artık yaşlılıktan çökmüş insanların ellerini öpmek tiksinti getirebilir. "oo boy atmış iyice" geyikleri boyunuzu aşmadan kaçarsanız iyi olur. bu noktada tanışılan genç bağyanlara nasıl davranılacağı mühimdir. çok yavşaklık yapmadan, ufaktan muhabbet etmek, arada güldürmek akrabaların gözünde +2 experience kazandıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sonraki levelda ise dans işi başlar. düğün mekanındaki genç yalnız erkekler, ailelerinin de gazıyla, akrabalarından ya da potansiyel akrabalarından gözlerini kestirdikleri kızları dansa kaldırırlar. işte iki aile arasında onlarca akrabalık bağının bulunma sebebi de budur, düğünler oldukça verimli çiftleşme alanlarıdır. burada sahip olunan amulet of dance, akrabaların sizi efendilik/piçlik oranı konusunda başarılı görmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dans sonrası annenizin yanına oturunca muhtemelen hakkınızda onlarca iltifat duyacaksınızdır. annenizin yanında oturan 3-5 orta yaşlı bağyan akraba da bu iltifatlara destek olacaktır. sonuçta akraba ise iyidir anlayışı hakimdir. yani böyle bir anlayış yoktur ama sanki varmış gibi sürekli övülür akraba işte, öyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eve dönerken yine araç karmaşası yaşanması da adettendir. yine random olarak yerleşir insanlar arabalara. arabanın ön koltuğuna ikinci olarak yerleşmektir buradaki hakkınız, ya da "ben yürürüm" diyerek son darbeyi vurarak, genciz-yakarız estetiğini de yakalayabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4502459669370706999?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4502459669370706999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4502459669370706999&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4502459669370706999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4502459669370706999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/07/aile-ile-dne-gitmek.html' title='aile ile düğüne gitmek'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-716939043624785191</id><published>2008-07-08T06:05:00.001+03:00</published><updated>2008-07-08T06:05:43.036+03:00</updated><title type='text'>sekizin dördü</title><content type='html'>yazıyla şöyle oluyor; 8-4. yani farklı da okunuyor olabilir ama halk dilinde(bizim arkadaş ortamında) böyle okunuyor kendisi, böyle kabul edilmiş kurumlarca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;super mario daha önce 7 kere canavar gebertmenin de gazıyla kendinden emindi. mercimek atma çiçeğini yerken gururluydu, artık kocaman ve kırmızı bir şeydi. etrafın metal olması moralini bozmadı, sonuçta borulardan hayatını kazanan biriydi o, o halde ne işi vardı burada diye düşünmedi bile, doğruca gitti canavara doğru. canavarın kendi yarı sahasına bakan diliminde prenses duruyordu. canavarı karşıdan gören bir pozisyona geçti ve mercimeği postaladı. tam bu sırada hareketlenen canafardan ise aynı güzellikte bir kaçış geldi. mario arkasını döndü ve birden ters yöne koştu, arkasından kovalayan canavar kendisini neyin beklediğini bilmiyordu. mario birden döndü ve canavarın üstünden zıpladı, köprüyü açacak olan manivelaya doğru gidiyordu kendinden emin bir şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*çat*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve işte annem o anda girdi olaya. ekran karanlıktı ve annemin elindeki fiş her şeyi özetliyordu. bakkala gitmem için iki saattir bağırıyormuş. ulan 2 dakikayı 4 saat olarak yaşadım şurada, geldi iki dakikada sıçtı ağzıma. yine kurtaramadık da prensesi, amk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-716939043624785191?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/716939043624785191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=716939043624785191&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/716939043624785191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/716939043624785191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/07/sekizin-drd.html' title='sekizin dördü'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8333373977261391105</id><published>2008-07-08T00:01:00.001+03:00</published><updated>2008-07-08T00:01:33.264+03:00</updated><title type='text'>sadece hava almak istemiştim</title><content type='html'>sadece biraz hava almak istemiştim sahilde, başka amacım yoktu, valla. yürüyordum öylece, durdum bir yerde, öylece bakayım denize, çok pis karizma olucak bak şimdi düşünceleriyle dururken "bilaaaader" sesiyle irkildim. tam durduğum yerin önündeki kayalıklardan bir adamdı bu, baktım iricene bir şey, döndüm arkamı gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amacım hava almaktı, sadece, valla. devam ettim sahilde, bir başka yerde taktiğimi uygulamak istedim. gözüm onlara takıldı, adam resmen yiyip bitiriyordu hatunu. ağzımı suyunu silerken adamın gözü bana takıldı. işte o an gelmişti. amacım sadece hava almaktı, valla. adam hatunun ağzını bozulmasına diye kapattı ve bana doğru yürümeye başladı. "bilaaaader" dememişti ama resmen yürüyordu, iricene bir adam. yaklaştıkça ufaldı, ufacık kaldı önümde, ama yine de sinirliydi. "neye bakıyorsun ulan sen" dedi, "bir şeye değil abi" diyerek pısacakken yanındaki hatun ağzı kapalı bir şekilde geldi, durdurmaya çalıştı onu. firdevs’ti bu, elini tutabilmek için 3 ay kola ısmarladığım hatun. sonunda terk etmişti beni, demek bu pigme içinmiş. hiç bir şey düşünmedim, sonuçta sadece hava almak için çıkmıştım sahile, valla. kafa, göz girdim direkt, adama vurdukça, sanki firdevs’e vuruyor gibi hissediyordum. işim bitince, uzaklara baktım bir kez daha, aha bir çift daha, dur gidip döveyim şunu da dedim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8333373977261391105?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8333373977261391105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8333373977261391105&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8333373977261391105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8333373977261391105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/07/sadece-hava-almak-istemitim.html' title='sadece hava almak istemiştim'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-9023891715124627854</id><published>2008-07-04T17:02:00.000+03:00</published><updated>2008-07-04T17:03:19.070+03:00</updated><title type='text'>laleli üniversite durağında inecek olan koli taşıyan adam</title><content type='html'>işte yine o, biniyor karaköy’den, elinde yine koli. belli ki ağır, terlemiş iyice. bindiği gibi serinliğin de verdiği rehavet ile duruyor bir an, sonra kolileri bırakıyor yere. tam kapının dibinde durması da bir başka tipik özelliği tabi, kimse geçemesin istiyor kapıdan. sonuçta o koliler onun her şeyi, başkaları binmese de olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eminönü’de en az 3 kişilik yer kaplayan kolilerin de yardımıyla binemiyor kimsecikler. yazık, diğer tramvayı bekleyecekler. bazılarının gözlerinden "bundan sonraki her tramvay final havasında" olayını okuyabiliyorsun. sirkeci’de binememe süreci sürüyor. gözler ağlamaklı. sıcak vurmuş hepsini, belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülhane rahat geçti, zaten diğer kapılar açılıyordu orada. adam iyice coştu. iki kat yaptığı kolilerin üst bölümlerini de yere indirdi. sefa pezevengi oldu iyice. bilmiyor mu ki sonraki durak coşacak buralar. sultanahmet’te muhtemelen 2-3 saat önce beyazıt dolaylarında "how can i go to sultanahmet" şeklinde gezinen turistler biniyor. binerken takıldıkları kolilerin yanındaki adama ise sadece bakıyorlar. otantik adam ya şimdi bu, gidince memlekette anlatacaklar. bilmiyorlar ki ebemizi sikiyor o adam her gün. çemberlitaş’ta son rötuşlar sürüyor. her şey beyazıt durağı için. istanbul’un 3/4’ü o durakta yaşıyor. gün geliyor 14 tramvay dolu geçebiliyor gözlerinizin önünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyazıt adeta bayram yeri, yolcular yer kapmak için hazır. tramvay kapılarını açana kadar kapının önündeki insanların gözlerinden "aha lan tam kapıyı tutturdum" olayı okunabiliyor. diğerlerinde ise genelde "skiim yine kaçırdık" bakışı. adamımız ise yaydırma pozisyonunda biraz sıyrılıyor, hatta resmen toplanıyor. sanmayın ki bunu birileri daha binebilsin diye yapıyor, sadece onun durağı geldi, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zinhar başka durakta inmez bu adam. laleli-üniversite’dir onun durağı, adeta yaşama bağlandığı yer. tramvay için ise bir kurtuluş noktası. üniversite öğrencilerinin çullandığı bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;indi işte, şükür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-9023891715124627854?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/9023891715124627854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=9023891715124627854&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9023891715124627854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9023891715124627854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/07/laleli-niversite-duranda-inecek-olan.html' title='laleli üniversite durağında inecek olan koli taşıyan adam'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4147738210512390641</id><published>2008-06-01T20:38:00.003+03:00</published><updated>2008-06-01T20:44:43.890+03:00</updated><title type='text'>sürekli kavga eden ebeveyn</title><content type='html'>psikolojiye göre çocuğun gelişimini kötü yönden etkileyen bir olaydır kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk defa ne zamandı hatırlamıyorum, o kadar da mühim değil hani. tek hatırladığım gelen boğuk ve sinirli sesti, bağırma sesi. ne dediği bile anlaşılamıyordu. sırf bağırmış olmak için yapılan bağırmalardan biriydi sanırım, yüksek sesle bir şeyler söylemiş olmaktı tek amaç. ardından gelen ağlama sesi de açıklıyordu kime yöneltildiğini. böyle durumlarda insan pek taraf tutamıyor, sadece işini yapmaya devam ediyor, duymaya çalışmak böyle bir şey sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;liseye geldiğimde çok daha netti her şey, bağırılan şeyler de, verilen tepkilerde hafızama kazınıyordu. sınavlar vardı önümde, ders çalış diye kafa sikilen zamanlar hani.. o dönemde tek hatırladığım yine bağrışmalardı, ne öss, ne okul. hak vermeye başlamıştım psikolojiye ya da hak vermek istemiştim hep. biraz suçlu hissetmelerini istemiştim onların, belki biraz olsun düzelirler diye, olmadı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üniversiteye geldiğimde, sırf onlardan biraz uzak olmak, biraz rahat edebilmek için istanbul'u istedim, kazandım da. artık hayat biraz daha rahattı sanki. hiç telefon bile açmadım. aradıklarında "kontörüm yok"tu en büyük yalanım. halbuki yüzlerceydi ama istemiyordum telefonda bile konuşmak. bunu yüzlerine söylemek ise oldukça zordu. yıllarca tarafından bakılınan insanı sevmemek büyük bir suçtu, hele bir de bunu dile getirmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içe atmak da çözüm değildi aslında, çocukluk alışkanlığımla devam ettim hayatıma, yaptığım işe devam etmek. sözlüktü belki de rahatlama yerim, açtım yine onu..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4147738210512390641?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4147738210512390641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4147738210512390641&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4147738210512390641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4147738210512390641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/06/srekli-kavga-eden-ebeveyn.html' title='sürekli kavga eden ebeveyn'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1115765466488313611</id><published>2008-04-27T18:13:00.001+03:00</published><updated>2008-04-27T18:13:35.207+03:00</updated><title type='text'>aşk sevişmek içindir</title><content type='html'>geçen gün yolda yürüyorum, tam konak metroya geliyordum ki bir adam bağırarak telefonla konuşuyordu. kendisi dikkatimi celbetti. yaklaştım kendisine, bön temalı bir bakış attı bana. hemen görünümü değiştir diyerek gizli hazineden iletişim kurmayı denedim. belli ki o da yaralıydı. "hocu" dedim, anlamadı. "göt" dedim sonra, anladı bu sefer kendisine seslendiğim. gel bir şey konuşucam seninle derken gözündeki korku arttı. dövücem sandı sanırım, ya gel bir sır vericem dedim. "aşk sevişmek içindir" derken gözlerim parladı, sikerün tarzı bir şeyler geveledi. tekrar ettim, tekrar geveledi. gel, oturup tartışalım bunu dedim, kabul etti. kekremsi iki cappucino içerken konuyu açtım, inandı. hep sevmişimdir kolay gaza gelen insanları. sonra götümden uydurduğum 3-5 hikaye ile olayımı destekledim, hatunların aslında açıkça niyetini belli eden erkekleri tercih ettiğini, benim de aynen böyle davrandığımı anlattım, yine inandı. baktım bu inanıyor, bir kaç kitabımdan bahsettim, bu sefer inanmadı. neyse dedim artık ben kaçayım, hesabı öder gibi yaparken hemen atladı. yarım ağızla "öderim ben" derken, hesap ödenmişti bile. yürürken bir hikaye daha patlattım ve son raddeye getirdim elemanı, gitti hatunun yanına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmiyorum gerisinde ne oldu ama şunu gördüm ki böyle sözler çok gaz veriyor. böyle derken direk tanım yapan sözleri kastediyorum. hani "hayat bir yolculuktur, taa ananın amına kadar yolun var", "aşk bir oyundur, devlet tiyatrosu gibi dandik". uzak durun bu sözlerden. başlıkla da bağlayamadık konuyu gerçi ama içinde geçiyordu. tanım da şey; geçen gün bir elemana cappucino ısmarlatmamı sağlayan söz öbeği, öbek öbek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1115765466488313611?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1115765466488313611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1115765466488313611&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1115765466488313611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1115765466488313611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/04/ak-sevimek-iindir.html' title='aşk sevişmek içindir'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6232556354785410977</id><published>2008-04-17T11:12:00.001+03:00</published><updated>2008-04-17T11:12:24.708+03:00</updated><title type='text'>23 nisan çocuğu</title><content type='html'>sınıfın en çalışkanı olduğum güzel yıllardı, sene 1997. 22 nisan günüydü, süslüyorduk sınıfı. derken müdür girdi içeri, "semih’i alabilir miyiz?". tabi yoktu o zamanlar aklımızda "alışına bağlı" diyerek gülmek. tavşan gibi çıktım dışarı, odasına götürdü beni. yanımda diğer sınıftan ineklikte yarıştığım bir çocuk daha, aramız da iyi hani, nasıl olmuşsa artık. koltuğa oturacaksınız, dedi, kafamızı salladık. derken bir arabaya atladık. öbür eleman "spor ilçe müdür" olacaktı bugünlük, ben ise "jandarma komutanı". ey heytera bea nidaları ile askeri bölgeye geldik. kapıda karşıladı ilçe komutanı, içeri buyur etti. odaya girdik ve salak bir bakışma. "e hadi otur" dedi, tırstım, oturdum. aile, okul, hava, su konuştuk biraz. aç olup olmadığımı sordu, tokum dedim ama ye, ye diyince tırstım, yedim. nohut-pilav, bildiğin asker yemeği işte. sonra telefon çaldı, açmadım tabi. atladı hemen komutan, arayan kaymakamdı, yani onun yerine oturan çocuk. heh, dedim, sıçtık şimdi. salaktan muhabbetler işte. gelmiş bana bir arsa varmış, noldu o. lan ne bileyim, zaten zorla getirdiler buraya diyemedim, halledicez onu diyerek salladım kendisini. sonra baktım fotoğrafları çıkmıştı ilçe gazetesinde, güzel de bir şeymiş, kaçırdık şansı. komutan gaza geldi bu sırada, biz de arayalım dedi, ev telefonumu istedi, verdim. santraldan arayıp, "komutan sizinle görüşmek istiyor" demişler anneme. ulan dedim, bu ne gazdır. korkmuş zaten annem bir şey mi oldu deyu deyu. tabi ben açınca bir garip olmuştur içi. konuştuk, kapattık. giderken de pastel boya ve kalemkutu falan verdiler, kaliteliydi hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuç olarak aşırı yüzeysel ve yapmacık olmasına gıcık oldum. okuldaki hava ise paha biçilmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;bkz:&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6232556354785410977?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6232556354785410977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6232556354785410977&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6232556354785410977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6232556354785410977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/04/23-nisan-ocuu.html' title='23 nisan çocuğu'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7493349502817813384</id><published>2008-04-12T22:02:00.001+03:00</published><updated>2008-04-12T22:02:39.223+03:00</updated><title type='text'>bunun cinsi böyle</title><content type='html'>ağzımdaki kekremsi tat ile yine dışarı çıkmıştım, hedefim uzun yıllardır sahip olmak istediğim muhabbet kuşunu almaktı. pet shopu gördüm, ama kararsızdım. eskiden hiç pet shop yazmazdı, neydi lan o diye düşünürken dükkan sahibi dışarı çıktı. derdimi makul bir dille anlattım, o da hatırlamadı. neyse ya diyerek bir başka derdimi anlattım. "bence bırak gitsin, dönerse senindir, dönmezse zaten hiç senin olmamıştır" dedi. abi muhabbet kuşu değil bu, sevgilim terk etti diyorum dedim, dalgalandı da duruldu. pardon dedi. tam bu sırada bir başka derdim daha geldi aklıma ama anlatmadım, sonuçta eski sevgilimi hayvan yerine koymuş birisiydi artık. fazla yüz göz olmadan konuya girdim, kuşları görmek istedim. yüzündeki o iğrenç gülümsemeden hemencecik "kuş" kelimesinin insanda oluşturduğu psikolojiyi hatırladım ama o iğrenç adama çok yakışıyordu bu gülümseme, çaresiz bekledim. içeri buyur etti, çay söyledi. içmedim, kuşları görmek istiyorum dedim, yine o gülümseme. tanrıııım, yeter artık. sonunda kafesin yanına geldik. mavi, yeşil, sarı, beyaz ve pembe kuşlar orada uçuşuyorlardı. pembe!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- abi, dedim. bu ne ayak? pembe muhabbet kuşu mu allasen?&lt;br /&gt;+ bunun cinsi böyle, dedi.&lt;br /&gt;- abi sen tavuk sikmeye çalışıyorsun galiba, diyerek uzaklaştım bu riya yuvasından. giderken düşüncelerimi toplamaya çalışıyordum. acaba hakikaten beklemeli miydim, hakikaten benimse dönecek miydi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7493349502817813384?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7493349502817813384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7493349502817813384&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7493349502817813384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7493349502817813384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/04/bunun-cinsi-byle.html' title='bunun cinsi böyle'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4380557645678204398</id><published>2008-03-19T22:15:00.000+02:00</published><updated>2008-03-19T22:22:46.352+02:00</updated><title type='text'>öylemesine</title><content type='html'>hiç topum olmamıştı benim. neden bilmiyorum ama fakir değildik. aksine zengin hiç değildik. tam bir ortadirek ailedeyken top sahibi olamamak gerçekten büyük bir yaraydı içimde. öyle çok yenetekli bir çocuk olmamamdan da kaynaklanıyor olabilir tabi. milletin çocukları topla dans ederken, ben daha çok tekniği olmayan savunma oyuncusu boyutlarında olduğum için "yavaş oyna lan" denilen ufak çocuktum hep. evet ufak çocuk dedim ama buradan kasıt yaşça olan ufaklık, yoksa boyut olarak hep 23 gösteriyordum. bu sebepten sanırım hep ufak şeylerden mutlu olduğum sanıldı. 7 yaşında okudum işte, benim için büyük bir adımdı. dışarıdan bakanlar "oha herif 10 yaşında yeni okuyor" diye bakıyorlardı. hayır kardeşim daha ufacıktım ben. yetmedi, matematik sorularını çözerken aldığım zevkin içine bolca sıçıldı. o da yetmedi, üniversitede 8. girişimde kazanmışım gibi davranıldı. lan ufacığım ben daha, yaş 19.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse konuya döneyim, benim hiç topum olmadı. işte bu yüzden hep birilerine bağımlı gibi yaşadım bazı zamanlar. yani ilk çocukluk dönemi boyunca. çünkü o yaşlarda top sahibi olmak ve atari sahibi olmaktı üstünlük göstergeleri. bolca taşınan bir aileye sahip olduğum için hemen kaynaşma hayvanlığına sahip oldum ve böylece belki de daha da bağımlı oldum, insanları kullanmayı bile öğrendim belki de. 10 yaşındaydım unutmuyorum, topu olan bir arkadaşım vardı, orçun. benden 3 yaş kadar büyük. topu vardı, evet siz de bunu bekliyordunuz sanırım. benim de atarim. hadi top oynayalım demeye korkardım. önce bize çağırıp, atari oynardık, ardından bunun karşılığı olarak o çıkarırdı topu, ben vururdum, top patlardı. bu kullanım sırasında bolca kazık yediğim de oldu tabi ama yine de hep eğlendim. küçük şeyler için ne kadar karmaşık planlar yapabileceğimi de gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi durduk yere niye böyle karaladım ben de bilemedim, öylemesine işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4380557645678204398?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4380557645678204398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4380557645678204398&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4380557645678204398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4380557645678204398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/03/ylemesine.html' title='öylemesine'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8986383664900223913</id><published>2008-02-06T15:29:00.001+02:00</published><updated>2008-02-06T15:29:46.107+02:00</updated><title type='text'>veli toplantısı</title><content type='html'>gereksiz anacım, başka da bir şey değil. genç dimağların bir süreliğine baskı altında yaşamalarına sebep olur o kadar, başka bir işe yaradığı görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1999-2000 eğitim öğretim yılı 1. dönemi. normal bir edirne pazarı. yine veli toplantısı, yine annenin eve o sinirli dönüşü. ulan ne yaptığını bilmemek midir en kötüsü, yoksa kaçacak bir yerin olmaması mıdır acaba, hiç bilemedim. bir anda bilgisayar kapandı. evet veli toplantısı etkileri görülmeye başlanmıştı, artık bilgisayar yasak. cep telefonumu da alırlardır aslında ama alabilecekleri bir telefonum yoktu henüz, o yüzden bağırdılar sürekli. olayı kavrayamamak gerçekten dert olmuştu. orta iki için oldukça yüksekti ortalamam, hocalarla takışmamıştım da, neydi bu çilenin sebebi acaba. birden babam çağırdı salona, gittim sike sike. "arkadaşlarına uçan tekme atıyormuşsun" dedi. evet hayatımın en anlamsız anıydı belki de, uçan tekme. bruce lee dışında kimsenin yapabildiğini bilmiyordum. belki arnold şıvardzeneger ama onu yazamam diye bilmiyormuş gibi yapmıştım. bir filminde bacaklarını böyle dümdüz yaparak yumruk attığı sahne de fena değildi hani. ben bu düşüncelerdeyken bir böğürtü hayata dönmemi sağladı. "arkadaşlarınla niye iyi geçinmiyorsun?". anladım ki babam uçan tekme konusunda ciddiydi. ama konu ciddi olamayacak kadar uçuktu, işbu sebepten ancak bakabiliyordum boş boş. devam etti babam, "bilgisayar yok bundan sonra, zaten telefonu da meşgul ediyorsun. ders çalışılacak, arkadaşından da özür dilenecek." emirler gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okula gittim ertesi gün, hocayla karşılaştım. "hocam kime uçan tekme atmışım ben?" diye sakince sordum. "senin adın neydi" dedi, semih dedim. "aa senin adın da mı semih" diyerek güldü. "senin derslerin iyi ya" dedi. olay çözülmüştü galiba, iki semih karışıp, benim götümde patlamıştı. eh artık öbür semih de muhtemelen hayatının en mutlu anlarını yaşamıştır kısa süreliğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ailemin hiç haberi olmadı tabi niye böyle olduğundan ama 2 hafta sonra da unuttular zaten, açtım icq, baktım hatunlar girmiyor artık, bir daha sövdüm hocaya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8986383664900223913?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8986383664900223913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8986383664900223913&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8986383664900223913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8986383664900223913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/02/veli-toplants.html' title='veli toplantısı'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6573338853942632110</id><published>2008-01-29T01:09:00.001+02:00</published><updated>2008-01-29T01:09:50.531+02:00</updated><title type='text'>istanbul izmir yolu gibi aşkımız</title><content type='html'>yola çıkarken heyecanlıyım tıpkı ilk günümüzde olduğu gibi, erkenden fırlıyorum garaja gitmek için ve erkenden başlıyorum seni beklemeye. görünce oturacağım yeri seviniyorum sanki seni uzaktan görmüş gibi. yerime yerleşiyorum hemen sanki sana sarılıyor gibi. köprüye gelince manzaradan etkileniyorum hani seni görüp de etkilenmiş gibi. pendik'e doğru sıkılıyorum ufaktan oturmaktan. sen de belli sıkılıyorsun benimle uğraşmaktan. derken geliyoruz feribota. yalova'ya geçerken ayrıyım senden ama aklımda sadece sen varsın, sadece seni düşünebiliyorum. sürekli acaba otobüse dönsem mi diye düşünüyorum, sanki yanına dönmeyi düşünür gibi, dönüyorum da. sıcak karşılıyorsun beni, dışarıdan rüzgara karşı koruyorsun. gemlik'e gelince büyüleniyorum tekrar manzaradan. tekrar keşfrediyorum belki seni burada. bursa'da aramız soğuklaşıyor sanki uludağ'dan rüzgar esmiş gibi. fazla durmadan diğer duraklara gitmeye çalışıyorum ama firma şerefsiz, çok yolcu almak için bekletiyor sürekli beni. mustafakemalpaşa'ya gelince uzaktan sana bakar gibi hissediyorum kendimi. işte şehir orada, ama tam olarak göremiyorsun bile. susurluk'ta ise ben otobüsteyim, sen evinde. ben seni düşünüyorum, sen benden habersiz. zaten çabuk çıkıyoruz şehirden. balıkesir'de için ısınıyor. şehrin sıcaklığı bana senin sarılmanı hatırlatıyor ama şerefsiz firma burada fazla durmuyor, istikamet manisa. tırmandıkça otobüs dağa, hava soğuyor. uzaklaşıyorsun sanki sürekli benden. bir an önce inmek istiyorum deniz seviyesine, olmuyor. geç de olsa indiğimizde izmir'e, işte diyorum sıcacık, o kadar çektiğim şeye değmiş ve işte diyorum, seni seviyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6573338853942632110?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6573338853942632110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6573338853942632110&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6573338853942632110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6573338853942632110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/01/istanbul-izmir-yolu-gibi-akmz.html' title='istanbul izmir yolu gibi aşkımız'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5203244155499335815</id><published>2008-01-09T20:32:00.000+02:00</published><updated>2008-01-09T20:38:18.793+02:00</updated><title type='text'>dalgalar kayalıklara çarparken</title><content type='html'>çaya bandırılan bisküviyi ağzıma götürürken dizime düşürmüş, bir de üstüne eğilip bakayım derken elimi yakmış gibi, mağrur, kanıksanım, bir o kadar da örselenmiş. yürüyordum kendimi bilmeden. yollar yürümekle aşınmıştı belki de, durdum. kafamı kaldırıp dalgalı denize baktım, o da üzüntülü gibiydi. belki benden etkilenmişti de böylesine coşmuştu, bilemedim. bir dalga daha çarptı kayalara ve su geldi ıslattı yüzümü. gerçi zaten gözyaşları ile ıslanmıştı ama yine de hissetmiştim deniz suyunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylesine duygular içerisinde arkamdan onun gelip, tüm üzüntümü almasını beklerken ensemde patlayan tokat ile irkildim. gelişine bir yumruk salladım, boşa gitti. arkamı döndüm çaresiz. hüseyin oradaydı, öküz, manda, hayvan gibi adeta. evet tokadın sahibi de oydu. "ne var" dedim ağlamaklı bir ses tonuyla. "iyi lan, napıyosun burda" dedi hayvanca. ağzımı bile açamamıştım ki üstüme zıpladı, yere düşürdü beni. evet bu bizim eğlenme tarzımızdı. sonra bir dalga daha çarptı kayalara, hüseyin ıslandı bu sefer. ayağa kalktı, "yürü gidelim, hava soğuk, hasta olucaz" dedi. yürümeye başladık. o sırada düşündüm işte "ulan biz kimdik ki, böyle filmde yaşar gibi artistik pozlar veriyorduk. en fazla gidip kafayı çekecek adamlardık". hüseyin'e bir tekme attım ve koşmaya başladım. dalgalar kayalara çarpmaya devam ediyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5203244155499335815?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5203244155499335815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5203244155499335815&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5203244155499335815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5203244155499335815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/01/dalgalar-kayalklara-arparken.html' title='dalgalar kayalıklara çarparken'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7158515614106222856</id><published>2008-01-05T17:06:00.001+02:00</published><updated>2008-01-05T17:06:31.101+02:00</updated><title type='text'>benzerlik</title><content type='html'>hep mat2 gibiydin&lt;br /&gt;uzaktan bakınca bildiğimiz üçgendi işte&lt;br /&gt;ama içine girince içinden çıkılmaz bir hal alırdın&lt;br /&gt;Ne bilsin bu yürek trigonometriyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada coğrafyayı andırırdın&lt;br /&gt;Haritada görünce dokunabilecek kadar yakın&lt;br /&gt;Ama aslında çok uzaklardaydın&lt;br /&gt;Ne bilsin bu yürek kilometreyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok fiziğe benzediğinde üzülürdüm&lt;br /&gt;Sürekli kolları eşitlenmeye çalışılan bir terazi&lt;br /&gt;Binicisi hep yanlış yerde olan&lt;br /&gt;Ne bilsin bu yürek a yükünü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyata benzedikçe severdim seni&lt;br /&gt;Hani karışık gibi görünür de&lt;br /&gt;Bir anda açıklanırdı ya paragraf&lt;br /&gt;Ne bilsin bu yürek Farsça'yı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7158515614106222856?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7158515614106222856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7158515614106222856&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7158515614106222856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7158515614106222856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/01/benzerlik.html' title='benzerlik'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1984876704717946178</id><published>2008-01-03T21:09:00.000+02:00</published><updated>2008-01-03T21:11:35.476+02:00</updated><title type='text'>ciddiyetsiz hayata geçiş denemeleri</title><content type='html'>bir otobüs yolculuğu ve girilen bozuk bir yol. hem de hiç bitmek bilmeyenlerinden. evet ilk görüntüsü buydu kafamdaki. 1 ağustostan beri artvin'e kadar uzanan bir yolculuktan yeni dönmüş bir bünye de ancak böyle görebilirdi zaten daha önce hiç yaşamadı depremi. mola yerine gelmeyi beklerken uyanabildim ancak. gözlerimi açtığım anda kitaplığın devrildiğine şahit oldum. daha önce hep duyduğum bir şeydi bu, deprem. ama ilk defa yaşıyordum. sona erdiğinden emin olduğumda yatakta doğruldum. odamın kapısı kapanmıştı kitaplarla. koridorda ise bir ışık yanıyordu kendinden geçmişcesine. kapıyı açtı annem, babam da telefonu. halamlarla kısa bir görüşme yaptıktan sonra hat kesildi. uzun zamandır görüşmediğimiz bir yakınımızla konuşmamıza vesile olmuştu deprem. ardından apartmanın tüm sakinleri kapımızın önündeydi. hemen girişteydi dairemiz, o açıdan ne yapılacağına dair konuşma bizim kapımızın önünde yapılıyordu. aşağı inip, geceyi dışarıda geçirilmeisini istediler. saatin kaç olduğuna kimsenin bakmadığını orada anlamıştım. kafamı çevirdim saate doğru; 03.05 idi. aşağı indik çaresiz. hemen bankanın üst katında oturuyorduk. bankadan koltukları çıkarıp, onlara oturduk. kimsenin olayın ne olduğuna dair bir fikri yoktu. önceki hafta gerçekleşen güneş tutulmasının etkilerinden bahsediyordu bazıları. belediyenin anonslarından önce çıkan o sesi duydum. ardından da genel olarak çığlıklar. enkaz altında kalanları kurtarma çabasıydı bu duyduklarımız. olayın vehameti hakkındaki ilk fikirleri oluşturuyordu. elektriğimiz olmadığı için tek şansımız bu yayını dinlemekti. bir süre sonra olaylar anlatılmaya başlandı. depremin büyüklüğü, merkez üssü, derinliği söylendi. bu terimlere o kadar uzaktık ki, anlamamız zaman aldı. gün boyu dışarıdaydık. eve girebilecek cesareti gösterenlere deli gözüyle bakılıyordu ufaktan. arabalarda uyuyanlar pek boldu. aslında geçen diğer günler de pek farksız değildi bu günden. sürekli sallantılar, sürekli birilerinin duydukları üzerine yapılan konuşmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu günlerde işte dikkatimi çekmişti insanların birbirlerine ne kadar iyi davranabildiği, hem de hiçbir ayrım gözetmeksizin. tipine, yaşına, haline bakmadan herkes birbirine yardım eli uzatıyordu. o ana kadarki yaşantımın dayandığı ders, okul vs.nin aslında ne kadar önemsiz olduğunu anladım belki de bu anda. önemli olan insan olmak olduğunu kavradım o anda. hayatın ne kadar kısa olduğunu da gördüm elbet. bu açıdan saçma geldi onca kastırdığım ders daha ortaokul çağında olmama rağmen. boşa almıştım kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 yıl geçti olayın üzerinden. şimdi bakınca o günlere belki de şükrediyorum o güne bana hayatımı daha güzel yaşama imkanı verdiği için. belki bu olayı yaşamasam, şimdi burada sözlükte olmak yerine, kitap başında ders çalışıyor olacaktım. evet bu daha güzel bir şey olacaktı benim için ama şu anki mutluluğuma zerre yaklaşamadıktan sonra ne önemi var ki.&lt;br /&gt;&lt;abkz:tanım&gt;&lt;/abkz:tanım&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1984876704717946178?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1984876704717946178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1984876704717946178&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1984876704717946178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1984876704717946178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2008/01/ciddiyetsiz-hayata-gei-denemeleri.html' title='ciddiyetsiz hayata geçiş denemeleri'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7474488560242092138</id><published>2007-12-26T09:03:00.000+02:00</published><updated>2007-12-26T09:04:02.215+02:00</updated><title type='text'>sevgi vs.</title><content type='html'>evden çıkmışım, güzel bir gün. izmir'in havasını hep sevmişimdir zaten. en sevdiğim tişörtüm üzerimde, ne terletiyor hava, ne de üşütüyor. telefonla konuşan bir adam geçiyor yanımdan, "..ni seviy.." dediğini duyuyorum. vay be telefonla söyleyip geçiştirenler de var ha demek geliyor içimden, vazgeçiyorum. meydandayım. ykm önünde klasik buluşma beklentisi içerisindeki çiftler. bir kızımızın yanına geliyor görünüşe göre sevgilisi olan bir tip. sevgi sözcükleri duyuyorum yanlarından geçerken. küçümser gözlerle bakıyorum ve vay be ayağa düşmüş demek bunlar demek istiyorum, vazgeçiyorum. devam ederken soldaki bankta bir kadın, bir paket açıyor. ardından aşkııım diye bir ses duyuyorum derinlerden. vay be aşk için bir şeyler vermek gerekiyor artık diyecek gibi oluyorum, vazgeçiyorum. ve işte orada, benimki, yanına gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- naber ?&lt;br /&gt;+ iyi işte, sen ?&lt;br /&gt;- iyi ya n'olsun ? ee ne yapalım ?&lt;br /&gt;+ yürüyelim hadi alsancak'a.&lt;br /&gt;- peki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yan yana yürüyoruz iki arkadaş. evet tam olarak olmak istediğim yerdeyim ama sıfatım pek istediğim seviyede değil. havadan sudan konuşurken, yürüdüğüm yol çıkmıyor aklımdan. evet yol boyunca herkes karşısındakine duygularını söylerken rastlamıştım ama hep küçük görmüştüm. ne de olsa en büyük aşk benimkiydi. e o zaman niye saklıyordum diye düşünürken belli belirsiz mırıldanıyorum; "sni sviorm". sms gibi konuşunca tabi anlaşılmak pek kolay olmuyor. efendim? diyor, seslice tekrar ediyorum. seni seviyorum. galiba biraz fazla sesli oldu, herkes bana bakıyor. etrafıma bakınca gülümsemeleri görüyorum. tekrar ona dönünce birden sarılıyor bana. bir çok sevgi sözcüğü söylüyor ve bu sırada yanımızdan bir çocuk geçiyor, küçümser gözlere bize bakan, gözden kayboluyor zamanla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7474488560242092138?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7474488560242092138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7474488560242092138&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7474488560242092138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7474488560242092138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/12/sevgi-vs.html' title='sevgi vs.'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4023192353536299460</id><published>2007-12-24T18:53:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T18:54:40.049+02:00</updated><title type='text'>yeni bir şehir</title><content type='html'>otobüsten yeni inmiştik. servise gidene kadar ne kadar sıcak bir yer olduğunu düşündüm. evet otobüse binerken annem "yavrum, soğuktur oralar" diyerek kazak+mont giydirmişti ama burada sadece kazak bile insanı terletmeye yetiyordu. servisten indik ve eve doğru yol aldık. eve vardığımızda kamyon da gelmişti. hatta asansörü kuruyorlardı taşıma işi için. bu sırada evin önünde bir araba olması keyifleri kaçırdı. asansörden kayan bir eşya araca zarar verebilirdi. evet evin küçük çocuğu olarak bu aracın sahibini bulma görevi benimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hemen bakkala koştum. aracın sahibinin yerini tespit edip, hemen zili çaldım. çok sıcak bir teyze açtı kapıyı. konuyu anlattım. tam bu sırada evden çok şirin bir köpek gelip dizime tırmandı. çok köpekşinas bir insan değildim ama köpeğin hemen ardından aynı odadan çıkan ve tam olarak izmir'in simgelerinden gibi duran hafif sarışın hatunu görünce bir anda kanım kaynadı ite. bir yandan onu seviyor, diğer yandan olayı çözmeye çalışıyordum. sanırım gözlerinde artı puan kazanmıştım. akabinde araba çekilmişti. taşıma işi bitince hemen ranzayı kurdum ve yatağa yattım. evet yeni şehrimde ilk günüm oldukça iyiydi kanımca. hem şehir tam istediğim gibi sıcaktı hem de şehirde gördüğüm ilk hatun ciddi manada güzeldi ve komşuyduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ara ara bakkal civarında tekrar tekrar görüyorum onu. ama sanki o kapıönü bakışmasını yapmamışız gibi gözlerini kaçırıyordu. it beni görünce havlasa da takmıyordu hiç beni. ta ki bir gün telefon acı acı çalana tek. halbuki hiç huyu değildir telefonun acı acı çalmak ama oluyordu. hemen açtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- çbık gl.&lt;br /&gt;+ sesin gelmiyor.&lt;br /&gt;-gl hdi.&lt;br /&gt;+ duyamıyorum&lt;br /&gt;- torbalar var. taşıyamıyorum.&lt;br /&gt;+ peki, geliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet arayan annemdi. evin önüne çağırıyordu torbalar için. o an durumumu hiç düşünmeden indim aşağı. tam torbaları aldığım anda karşımda o vardı. yüzüme baktı ilk defa ve hemen akabinde üstümdekilere. gülümseme sardı dört bir yanını ve uzaklaştı. olayı kavrayamadım aslında. hemen gözlerimi üstüme çevirdim ve olanlara anlam verdim. üstümde amele yanığı kollarımı ortaya çıkaran yırtık bir atlet, altımda çamaşır suyu lekeli bir eşofman ve onun da altında ayaklarımın yarısını boşta bırakan 40 numara bir terlik. aşağı inerken çıktığını tahmin ettiğim şipidi, şipidi sesi ise hiç saymıyordum. o günden sonra onu ne zaman görsem yüzünde bir gülümse oluştu ama artık ben bakamıyordum. hayat artık daha yaşanmaz bir yerdi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4023192353536299460?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4023192353536299460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4023192353536299460&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4023192353536299460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4023192353536299460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/12/yeni-bir-ehir.html' title='yeni bir şehir'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7007200297109861790</id><published>2007-12-12T23:33:00.000+02:00</published><updated>2007-12-12T23:39:19.007+02:00</updated><title type='text'>işte öyle bir şey</title><content type='html'>hep platonik aşkı en güzel sanardı m. sonuçta kimseye zararı yoktu. kendince yaşar, kendince sever, kendince didinirdin. arada görünce heyecanlanırdın. bir kez olsun gülsün diye, o gülyüzü görebilesin diye kıçını yırtardın dakikalarca. ama bu neyi gösterirdi ki. aşkta herkes kendinden sorumluydu sonuçta ama bu sorumluluk bir mecburiyet değildi asla. sadece olayı öznelleştiriyordu. ağzımı açarken de zaten bunun bilincindeydim. evet yıkılmayacaktım. sonuçta bu sadece benim hislerimdi, onda olması gibi bir zorunluluk yoktu ortada, ayrıca benim yıkımım kimseyi ilgilendirmeyecek, yine bir tek ben üzülecektim kendimce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olmadı tabi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şeyler söyledikten sonra gelen o "ama" her şeyi açıklamıştı aslında. gerisi sadece teferruattı. bir tek anlıyorum diyebildim sanırım, tam hatırlamıyorum. hatırlanması istenmeyen şeyler olunca beyin bu konuda oldukça iyi çalışırmış. en azından bu sefer gerçekten iyiydi. her ne kadar tamam dese de insan bir daha aynı şekilde yaklaşamayacağını bilmek acı veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, hayat devam ediyor nasıl olsa, hayırlısı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7007200297109861790?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7007200297109861790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7007200297109861790&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7007200297109861790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7007200297109861790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/12/ite-yle-bir-ey.html' title='işte öyle bir şey'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5635553319891186704</id><published>2007-11-20T21:20:00.001+02:00</published><updated>2007-11-20T21:20:34.542+02:00</updated><title type='text'>yurt &amp; haftasonu</title><content type='html'>genellikle yemek yardımı adındaki fişlerden olmadığı için günlük para harcama hesabı yapılarak başlanır güne. mümkün olduğunca da geç yapılır uyanma işi. sonuçta her boka para harcanacak gündür bugün. ilk uyanıştan sonra bir süre ayna önünde zaman harcanıp yavaş adımlarla sosyal tesislere gidilir. sıra beklerken de uykunun en keyifli kısmı yaşanır. bünye artık sıralara alışkın olduğu için her boşluğu uykuyla doldurabilir. alınan ekmek, sarelle, bal etc. dan sonra tıkınma işlemi sırasında ortam kesilir. muhtelemen bir cumartesi sabahı yurtta kahvaltı eden hatunların sevgilileri yoktur. tabi bir elde tereyağ, diğer elde plastik çatal ile bir insan ne kadar çekici olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görmezden gelinir her şey. kahvaltı sonunda göz internet kafeye takılır. yoksa bütün gün yine burada mı öğütülecektir? bahçeye çıkıp kafa açmak en iyisi gibi gelir insana. bu anda bloklarından çıkan süslenmiş kimseler gözükür. evet haftasonu sevgilisiyle buluşmaya giden canlılar. bünyenin kafası fazla açıldığından odaya doğru ilerlemek ister. odada bir posta daha uyku çekilebilir. ardından da sahip olunan para seviyesine göre gezmeye mekan düşünülür. genellikle bu düşünme süresi mekanda gezerken harcanan zamandan çok daha azdır. sonunda aylık akbil sahibi ise bünyeler otobüs durağına gidip ilk gelen otobüse binmeye karar verir. aksi takdirde yurt içerisinde kaçınılmaz bir internet kafe hayatı bekliyordur bireyi. allah'tan sözlük vardır da biraz kafa dağıtır insan. birden hava kararır. sıranın oluşmasından anlaşılır yemeklerin güzellik derecesi. diğer yandan yurdun en yalnız akşamıdır cumartesileri. herkes eğlencedeyken kendinle aynı kaderi paylaşan insanları görmek biraz olsun moral verir. elde çay, kah bilardo oynayanlar, kah masa tenisinde debelenenler incelenir. bu gecenin sonunun odada muhabbet olduğu açıktır artık. odaya gidildiğinde herkes oradadır. "hadi beyler erken yatalım" lafı klasik olarak söylenir ve muhabbet başlar. takriben 2-3 saat kadar sonra ışık söndürülür, akabinde sızanlar ile birlikte gün sona erer. bir başka &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/ataturk+ogrenci+yurdu"&gt;atatürk öğrenci yurdu&lt;/a&gt; sabahına gözler açılmak üzere kapanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5635553319891186704?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5635553319891186704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5635553319891186704&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5635553319891186704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5635553319891186704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/11/yurt-haftasonu.html' title='yurt &amp; haftasonu'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7328150273295629887</id><published>2007-11-02T16:46:00.001+02:00</published><updated>2007-11-02T16:46:38.393+02:00</updated><title type='text'>student</title><content type='html'>ingilizce'nin ilköğretim 4. sınıflarda öğretilmeye başlandığı yıllardandı. nedense hep böyle garip değişiklikler bizim nesile denk gelirdi, tıpkı yeni öss gibi. etrafta fazla ingilizce öğretmeni de olmadığı için derslere zamanında &lt;strong&gt;grammar translation method&lt;/strong&gt; ile ingilizce öğrenen, anlayan ancak kendini anlatamayan &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/random"&gt;random&lt;/a&gt; kişiler gelmekteydi. kitaplar da sağolsun sanki yıllardır ingilizce öğreniyormuşuz gibi en kazığındandı. gerçi kolay da olsa bilmedikten sonra neye yarardı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı dönemde ülkemizi daha sonralarda kasıp kavuran internet kafe çılgınlığı başlamıştı. 250 bine ne olur diye gidiyorduk kafelere. ve chat ile tanıştık bu dönemde. herkes kendine bir nick arıyordu harıl harıl. tam da bu sıralarda okulda nick ismindeki bir çocuğun hikayesini okuyorduk. "nick is 15 years old, nick is a student.." hemen döndüm ahmet'e, "olm nick buldum kendime, student" dedim. sırıttı. o an ahmet'in hayatında ilk defa nick kelimesini duyduğunu anladım, en azından internetteki anlamıyla. bu sırıtmaya devam ederken tokat attım, sonra da saçını çektim. öğretmene şikayet etti, azar yedim ama nick bulmuştum kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen 3-4 yıl içinde hiç değiştirmedim bu nicki. ne kadar malca bir noktadan çıkarsa çıksın, o benimdi. internetin de hayatımıza iyice girmesiyle internet kafede takılan gruplar oluşmuştu. benim de takıldığım bir kafe vardı ve bu kafede hiçkimse gerçek adımı bilmezdi. herkes beni student diye çağırırdı. gerçekten o yaştaki bir çocuk için hayal edilemesi bile güç şeylerden biri. tabi gençliğin heyecanıyla mirc tarzı program kodlama olayına dalmıştı bu bünye.&lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/kodlama+derken+basit+olarak+yani" title="kodlama derken basit olarak yani"&gt;*&lt;/a&gt; biraz zaman harcayarak &lt;strong&gt;student script&lt;/strong&gt; bile yapmıştı hatta. bunu hemen takıldığı kafeye yükledi, hem de normalde kullanılan scriptin üstüne. ancak kodlama sırasında yapılan hatalar sebebiyle scriptin internete bağlanmasında sorun yaşanıyordu. ayrıca tüm masalara yüklendiği için bu şey hiçkimse bağlanamıyordu. ertesi gün kafeye gittiğimde "student kim amk, bi gelsin..." tarzı bağırışlar duydum. dükkanın çalışanı sessizce yanına çağırdı beni ve gerçek adımı sordu, sonra da olayı anlattı. herifin teki bağlanamanın etkisiyle oldukça sinirliydi ve beni arıyordu. allah'tan nickimi bilmeyen yegane insandı kendisi ve beni tanımadı. o günden sonra bu nicki bir daha hiç kullanmadım. belki artık o heriften korkum yoktu ama içime işlemişti bir kere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7328150273295629887?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7328150273295629887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7328150273295629887&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7328150273295629887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7328150273295629887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/11/student.html' title='student'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7244355108351938318</id><published>2007-10-13T14:01:00.001+03:00</published><updated>2007-10-13T14:07:28.868+03:00</updated><title type='text'>bir sabah</title><content type='html'>iş hayatının yorucu hareketliliği sebebiyle bu sabahı uyuklayarak geçirme isteğindeydim. uyanır uyanmaz tekrar uykuya dalarak olayın zevkini tam olarak yaşıyordum. tam bu anda kapının açıldığını duydum ancak önemsemedim. ta ki kolum dürtülene dek. "noluyo amk" diye dönerken mustafa'nın yüzündeki o anlamsız bakışı farkettim. "ne var lan keraneci?" diyerek olayın özünü kavramak istedim. ancak bu sözüm bakışın anlamsızlığını artırmıştı. bu noktada mustafa'nın ten renginin esmerliğinin de etkisiyle onun aslında zambiyalı olduğunu hatırladım. bu hatırlama sonucunda "what?" yani "ne var lan yarraam bu saatte?" dedim. anlamış olacak ki "kari istirem" dedi. bu işlerin böyle yürümediğini, kendi işini kendisi halletmesi gerektiğini uygun bir dille anlattım, anlamadı. "hay sokayım böyle yurda" diye söylene söylene oda arkadaşım hasan'ı buldum. "lan oğlum niye şu mustafa'ya öğretiyorsunuz garip garip şeyler, sonra gelip bana söylüyor, anlaşamıyoruz" dedim. ehe mehe diye gülerek uzaklaştı. bir masaya oturmuş çayımı yudumlarken mustafa geldi tekrar. yine what dedim. "what ne demek dedi?" aha dedim sıçtık. iyice geyik etkisine girmişti. normalde bir sivaslı, konyalı veya samsunlu olsa bu dedikleri oldukça anlamlı olabilirdi benim için. ancak zenci bir zambiyalı idi bunları söyleyen. oturttum karşıma, başladım konuşmaya. "bak olm ben pezevenk değilim, git kendin tanış hatunlarla. zaten zencisin, bir adım öndesin." dedim. "abaza" dedi. amk hasan dedim, gülüştük...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7244355108351938318?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7244355108351938318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7244355108351938318&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7244355108351938318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7244355108351938318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/10/bir-sabah.html' title='bir sabah'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8945661729595091678</id><published>2007-10-12T23:23:00.000+03:00</published><updated>2007-10-12T23:29:26.148+03:00</updated><title type='text'>memleket</title><content type='html'>tanışma durumlarında bolca sorulan sorunun merkezindeki kelimedir kendisi. "memleket nere?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna genellikle insanlar o anda ikamet ettikleri yeri söyleyerek cevap verirler. örnekle devam edelim. kendimden vereyim hatta örneği de, izmir cevabımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okulunun bulunduğu yerden cevap verenler de vardır elbet. mesela bana sorsalar istanbul derim rahatlıkla, kimse de gelip değilsin diyemez. kapı gibi (meşhur kapılı hani) okulum var yani. aylarca istanbul'dayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğum yeri de kullanılan cevaplar arasında tabi ki. bursa yani benim için. en çok kullanılan cevaplardandır kendisi. ardından içinden mi sorusu gelebileceği için tehlikelidir aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşamın bir kısmının geçirildiği yerleri kullananlar da vardır bu durumda. bu arkadaşlar önce karşı taraftan şehir duyunca bu seçeneği kullanırlar. illa hemşeri olunacak ya işte bu seçenek de kullanılır gerekirse. hele bir de memur çocuğu ise birey önüne gelen herkesle hemşeri olma ihtiamli vardır. olmadı gezmeye gittim falan diye meşhur bir caddesini sallar yine ilişkiyi kurar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8945661729595091678?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8945661729595091678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8945661729595091678&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8945661729595091678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8945661729595091678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/10/memleket.html' title='memleket'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2967859732563959488</id><published>2007-09-30T00:18:00.000+03:00</published><updated>2007-09-30T00:30:19.727+03:00</updated><title type='text'>İngilizce mi, ıyyy!</title><content type='html'>evet son 3-4 senedir hangi bölümdesin diyenlerden aldığım cevaptı. tabi önce benim "yabancı dil" demem gerekiyordu bu cevap için ama o bölümü geçiyorum. Bu noktadan anladım ki ülkede İngilizce'ye karşı büyük bir antipati mevcut. Ancak buna rağmen en iyi gelir getiren şeylerden de kendisi. Bu bir çelişki midir diye sorup işin içinden çıkmak mümkün özünde ama biraz düşününce kimsenin anlamadığı, hatta nefret ettiği şeylerin ülkede iyi para ettiğini anladım. Sonra bir şey yapmadım gerçi ama bunu anlamak da yetti bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bir de bu cevabın üstüne "ben de sevmiyorum zaten" diyince inanmayan türler mevcut bolca. Nedir yani, ülkede herkes mi istediği bölümlerde okuyor ? Bir tek ben miyim istemesem de bu bölümde bulunan ? Şahsen ben de İngilizce'den tiksinen bir bireyim ama dilin kendisinden değil öğretilme biçiminden. Hiçkimse papağan gibi tekrarlama metoduyla İngilizce öğrenemez bence. Tabi doğrusu ne peki diye düşünebilirsiniz, bunu ben de yeni öğreniyorum sanırım. En azından hocalarım bu kanaate sahip. Eğer sizde faydalanmak isterseniz saati 50 ytlden başlayabilir.(swh falan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi anladığımız üzere nefret edilen İngilizce ders olanı, dil olanı değil. E tabi herkes yabancı bir dilde yetenekli olmak zorunda değil, nasıl her insan süper fizik bilmiyorsa. Ama olayın farklı yanı fizik diğer bölümlerde zorunlu değilken İngilizce'nin her bölümde zorunlu olması. Belki eğitim sisteminin yanlışlığı denebilir ama bir dil her zaman bir bilimden daha değerlidir yani. En azından yan bir ürün olarak. Yani bir ingilizce profesörüne fizik gerekmezken, bir fizik profesörüne İngilizce gereklidir. Yine de bu olay eğitim sisteminin yanlış olmadığını göstermez ya neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer şahsen benim sevmeme sebebim bir de test tekniği ile sınanması. Nasıl olur ki bir dil kutucuk işaretleyerek test edilsin ? Yani bunun konuşması, dinlemesi, yazması yok mu ki sadece gramer soruları var önümüzde. Aynı şekilde Türkçe'nin ölçümü de aynısıdır. En kolayı bu olduğu için seçilmiştir muhtemelen ama bu şekilde yetiştirilen öğretmenden nasıl bir fayda bekleniyor acaba ? Bir de Türkçe sorularında sürekli yorum sorulması da bir gariptir. Sanki tüm ülkedeki öğrenciler aynı yorumu yapmak zorundadır. Amk belki benim bakış açım farklı, olamaz mı yani ? Bir tek matematiktir işte. Yolu biliyorsan sonuca koşarsan, yoksa öyle bakarsın soruya, sayılarla işlemler sallarsın, tutar ya da tutmaz o başka mesele ama yorum yapmak zorunda kalmazsın pek. Her ne kadar bu açıdan diğer bölümlere göre zor sayılsa da severiz ailecek matematiği. Zaten annem hep derdi "bu çocuğun kafası sayılara çalışıyor" diye. Ah kafam dinleseydim de şimdi mühendis falan olsaydım keşke. Neyse ben kaçayım ufaktan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2967859732563959488?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2967859732563959488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2967859732563959488&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2967859732563959488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2967859732563959488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/ingilizce-mi-yyy.html' title='İngilizce mi, ıyyy!'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-631719591335080796</id><published>2007-09-21T03:40:00.000+03:00</published><updated>2007-09-21T03:46:08.098+03:00</updated><title type='text'>lost ne lan</title><content type='html'>evet tam 1 ay öncesine kadarki durumumu rahatlıkla açıklayabilen söz. lose'nin ikinci hali dışında bir anlam verememe durumu. ta ki lost dvdlerini ele geçirinceye kadar. tam 15 dvd ilk bakışta biraz kasar gibi göründü tabi ki. ancak ilk gün ilki bitince pek zor olmayacağı anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilerde kimse "lost" desen 2-3 klasik cevap alman mümkün. kimileri "süfer dizhi yhaaaa" tipi açıklamalar ile sizi soğutabilir olaydan. bazıları ise dizi hakkında bilgi vererek, sağlamlığını anlatarak gaz verebilir. bir başkası ise "ya özenti, özenti izliyor millet" diyerek ilk tip cevabı kastediyor olabilir. şu sıralar kendimi iki numaralardan görüyorum. çünkü gerçekten senaryosu ve çekim kalitesi ile kendine hayran bırakan bir dizi. heyecanı düşürücü pek unsurları yok ve görmeniz gereken şeyi gözünüze sokmuyorlar. ya görüyorsun, ya da gördüğünü sanıyorsun. böylece dizinin gelecek bölümleri daha zevkli hale geliyor. tabi arasıra tahmin edilen şeyler doğru da çıkabiliyor. ancak hiç kimse çıkıp da senaryo çok basit abi, bunlar deney falan diyerek olayı çözdüğünü sanmak da pek normal sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek istediğime gelince 2 sezonu 10 günü gibi bir süre içinde izledim rahatlıkla. oldukça akıcı, tavsiye ederim. tabi bir noktadan sonra amk adasında bir ben eksiğim gibi bir düşünceye kapılabilirsiniz. hakkaten bir ben eksiğim yani. bütün dünyayı kaçırmışlar, şerefsizler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-631719591335080796?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/631719591335080796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=631719591335080796&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/631719591335080796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/631719591335080796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/lost-ne-lan.html' title='lost ne lan'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3475468444303533946</id><published>2007-09-20T02:54:00.001+03:00</published><updated>2007-09-20T02:54:49.275+03:00</updated><title type='text'>atari</title><content type='html'>ilk gördüğümde kara kutu gibi bir şeydi. kol ile oynanıyordu. bir uçak oyunu vardı. ah, bitirdi o yaştaki hayatımı. dışarı çıkmazdım. arkadaşlar da hep bize doluşurlardı, sadece izlemek için bile. içinde onlarca oyun varken hep bir-iki tanesi oynanırdı. bir gün kuzen gelmişti bize, elinde bir şey. ne o derken taktı kara atariye. anam bu bir araba yarışıydı, hemi de formula. deli oynandı gece boyu tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günler böylece geçerken bir gün babam geldi eve elinde bir büyük kutu ile. üzerinde marip ve yoşi resimleri vardı. ananıskii bu resmen harbi atari denen şeydi. o zamanlar tam da mario'nun televizyonda meşhur olduğu zamanlardı. sırf bu atarinin kutusuyla bile tüm mahalledeki karizmayı tavan yapmak mümkündü. açtım mario'yu oynadım delice. hep bir yoşi çıkar umuduyla ama çıkmadı. televizyonun kandırmaca dünyasını anladım o an. sonra bir de baktım bu ataride futbol oyunu var hem de baya güzel. iki tane de kol var. dedi babam gel kapışalım. girdik ilk maçta 4 çektim. çıktı gitti. abim geldi, ona da bir 5 çektim. o da gitti. annem geldi, o oturmadı ama kapa şunu dedi, ben kapadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanla arkadaşlar doluştu eve. ulan resmen atari vardı evde. karizmamdan geçilmiyordu mahallede. herkes "atarisi olan çocuk" diyordu. maçlarda hep as takımdaydım. artık sütten değildim. bir süre sonra babam elinde kasetlerle geldi. ne bunlar demeye kalmadan atariye kaset takıldığını öğrendim. bu oyunlar bambaşkaydı. adamlar aşmıştı resmen. değişik bir futbol oyunu gelmişti yine, üstten görüntülü. babam geldi, kapıştık, yine 5 çektim, kapa şunu diye bağrındı gitti. ulan suç bende sanki, anlamıyorsan gelme kardeşim. abim geldi, ona da aynı tarife. yok canım ben bu aileden olamam diyorum artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sıralar bir arkadaşa gittim. bir futbol oyunu var. aq o ne öyle? bilgisayar diye duyduğumuz şeyin oyunu gibi. oturduk onu da oynadık. bir kaç maç sonra arkadaşa çakmaya başladım, sinirlendi. giderken yürüttüm kasedi. evde deli gibi oynadım onu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken geçti zaman bu oyunlarla. bir gün babam geldi, eli boş. şaşırmadım aslında ama sonra birden eli kablo ile doldu. atariyi sökmüştü. ders çalışacaksın artık dedi. o yaşta ders, şaşırdım tabi ama sike sike kalktım gittim dersin başına. o gün içime oturdu ilk defa atari. hep arkadaşlara gittim oyun oynamaya. hep oynadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan yıllar geçti, şimdi pc, ps2, gameboy vs. bir sürü şey var ama bir türlü o zevki alamıyorum. nerde üstten görüntülü futbol oyunu, nerde tank destroyer. ne zaman atari lafı açılsa, gözlerim doluyor. hele bir de ne kadar gereksiz bir sebeple bir sürü atarimin çöpe atıldığını düşündükçe delirecek gibi oluyorum. durun, atmayın, o daha bir çocuk...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3475468444303533946?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3475468444303533946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3475468444303533946&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3475468444303533946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3475468444303533946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/atari.html' title='atari'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2211708007262157976</id><published>2007-09-17T13:10:00.000+03:00</published><updated>2007-09-17T13:13:17.650+03:00</updated><title type='text'>hayat hededir</title><content type='html'>hayat başarmaktır&lt;br /&gt;hayat baş kaldırmaktır&lt;br /&gt;hayat sevmektir&lt;br /&gt;hayat bilmemnedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedense herkeste böyle bir sınırlandırma isteği var. herkes demek istiyor "hayat x tir, o kadar" sanki bunu yapınca eline bir şey geçecek gibi. hadi dedik "hayat başarmaktır" sonra kimse inanmadı. bu bir mağlubiyet değil midir ? bu durumda kendi kendimizi yanlışlamış olmaz mıyız? acaba sırf hatunlara "derin adam" imajı verme çabası mıdır ? yani şahsen kendimi düşünüyorum da, böyle bir çıkarım yapsam, birine söylesem, hemen ardından toparlamak için 15 dakika dil dökerim. yani sırf bunun bana ait olduğunu düşünmesin diye. öyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2211708007262157976?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2211708007262157976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2211708007262157976&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2211708007262157976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2211708007262157976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/hayat-hededir.html' title='hayat hededir'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1066313728043806487</id><published>2007-09-13T23:55:00.001+03:00</published><updated>2007-09-13T23:55:47.575+03:00</updated><title type='text'>msn aşkım</title><content type='html'>normal bir diğer kişi olarak girdin msn listeme. başlarda her şey o kadar normaldi ki. sadece "slm, nbr" eşliğinde konuşuyorduk. zamanla değişti her şey farkına bile varamadan. birden arkideşler bölümüne taşıdım adresini sebepsizce. artık laf atan bendim, seni beklemeden. öylesine yer etmiştin ki kimler online diye bakarken asıl baktığım sendin, tabi sen bunun farkında bile değildin. zamanla yerin iyice sağlamlaştı. artık senin için ayrı bir grup bile yapmıştım. tek istediğim orada 1/1 yazmasıydı, fazlası değil. sana titreşim yollamaya bile korkuyordum kulakların zarar görür diye. uğruna msnimi bile hackletebilirdim. sanırım aşktı bu. ama yine bir msn görüşmesinde bitti her şey. her şeyimken oldun hiç bir şeyim. bir anda yok oldu tek başına bulunduğun grup. bu yok oluş, ortaya çıkışından da ani olmuştu. üzüntümden yeni bir msn adresi alıp kendimi ekleyip sürekli titreşim yolluyordum. artık ben de kişisel iletisinden aşk acısı mesajları veren birisi olmuştum. o nefret ettiğim "aşkııııım, seni çoook sefiyorum" diyenlerden biri olmuştum. sen ise her zamanki gibi sadece online idin. bunu görmeye artık dayanamıyordum. elimden gelen tek şeyi yaptım, senden beni engellemeni istedim. çünkü bunu kendim yapamazdım. kabul ettin umarsızca. artık msn de offline idin tıpkı hayatımda olduğun gibi. oysa ben hep senin yerini özel görmüştüm. herkesten daha ayrı. sadece bir msn aşkıymışsın, bilemedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1066313728043806487?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1066313728043806487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1066313728043806487&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1066313728043806487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1066313728043806487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/msn-akm.html' title='msn aşkım'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8163757287677917768</id><published>2007-09-08T02:15:00.000+03:00</published><updated>2007-09-08T02:18:35.411+03:00</updated><title type='text'>aşk şarkısı</title><content type='html'>gripin - sensiz istanbul'a düşmanım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bunu dinliyordum. gözlerim bir an daldı. ondan sonra düşündüm, niye daldım ki diye. ne istanbul'da birini sevmiştim ve o şehirden ayrılmıştı, ne de ayrılan bendim ama yine de dalmıştım. aklıma birden "aşk şarkısı" denen şarkılardan biri çalmaya başlayınca gözlerini uzağa diken, duygusalım lan ben mesajı veren insanlar geldi. onlardı asıl sevenler ya, biz dalsak da sanki onlar gibi olmuyordu. o an anladım ki hakikaten de onlar gibi olmuyordu. onlar dalında millet "vay be, çocuk seviyor hakkaten" diyordu. ama ben dalınca "öküze bak, şarkıyı dinleyeceğine uzaklara bakıyor" deniyordu. ya da en azından ben öyle deneceğini düşünüp gülmeye başlıyordum. e tabi böyle bir durumda duygusallıkta pek inandırıcı olmuyordu. neyse, böyle oldu işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8163757287677917768?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8163757287677917768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8163757287677917768&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8163757287677917768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8163757287677917768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/ak-arks.html' title='aşk şarkısı'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1563231788077213528</id><published>2007-09-03T23:32:00.000+03:00</published><updated>2007-09-03T23:37:13.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>hayat = futbol ?</title><content type='html'>hiçbir zaman olmamıştı yırtıcı bir forvet. sadece skor yapmak için uğraşan, arkadaşlarını da oynatmayı düşünmeyen birisi hiç değildi. oyunkurucu gibi davranmak istiyordu hep ama hayat nedense ona sağ bek görevi vermişti. savunmada açık vermemek uğruna hücum yapamıyordu. rakip de fazla atak yapmayınca kendi yarı sahasında tıkılı kalıyordu. kanatta etkili olmaya çalıştığı her denemede kendi kalesinde bir gol görmüştü. sonunda transfer olmak istedi ama kendine uygun bir takım hiç olmamıştı, açıkta kaldı. yalnız devam etti sonraki hayatına. hayatının ilk yarısı bitmeye doğru yaklaşırken skor 0-3 tü. belki yapacak bir şeyi yoktu, sadece skoru korumaktı amacı ama galibiyetti herkes gibi istediği. bir türlü istediği pozisyonları bulamadı. hep arkadaşlarına pasladığı pozisyonlar gol olurken, kendisi için hiçbir getirisi olmuyordu bu gollerin. hep 3 farkla mağluptu. jübilesini yaparken bile sağ bekten çıkamamıştı korkudan. gol atmadan sona eriyordu hayatı, mutlu olmaya çalıştı biraz, beceremedi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1563231788077213528?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1563231788077213528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1563231788077213528&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1563231788077213528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1563231788077213528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/hayat-futbol.html' title='hayat = futbol ?'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7709679007055348553</id><published>2007-09-01T20:36:00.000+03:00</published><updated>2007-09-01T20:48:25.500+03:00</updated><title type='text'>Pulcu</title><content type='html'>Hassasiyetler konusunda çok fazla betimlenmesi gerekmeyen bir karakterdir pulcu.Artılarıyla eksileriyle kendi içinde yaşayan birisi.Tıpkı hayatın orgazm sahnelerinden araklanan replikleri gibi şaşırtıcıdır bazen bazen ise sahneye çıktığında orgazm olamamaktan yakınır.Farklılıkları kabulenmek zorunluluğu içerisinde yaşamını sürdürür bazen kızar bazen sinirlenir ama içinde tutar genelde site yapısına uygun söylemlerdir sebebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok canını sıkan şey yalnızlıktır.Bunu anlatış biçimi abartılı bir şekildedir bazen sırf birileri gülsün mutlu olsun diye.bazende harbiden tak etmişcesine söverek çıkartır acısını bir güvercin mesajıyla.Uyum sorunu yaşamaz fakat eskinin vermiş olduğu bir çekingenlik yinede mevcuttur bünyesinde.hep kendini aşmak isteyen fakat sınırlarda tıkanan bir yapısı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlığından söz etmek gereksizdir.gençliğin sıcakkanlılığı ve ağzı vardır onun yapısında.istemesede etkilenir insan ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi soruyorum size ey kız milleti bu betimlenin karakteri yalnız ve sizlerden şefkat beklemektedir.ondan mahrum etmeyin kendinizi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7709679007055348553?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7709679007055348553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7709679007055348553&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7709679007055348553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7709679007055348553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/pulcu.html' title='Pulcu'/><author><name>nesnelkuram</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://efsi.sosyomat.com/uyelik/sosyo_avatar_image/51320/avatar_xl.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2333654369301343014</id><published>2007-09-01T20:34:00.000+03:00</published><updated>2007-09-01T20:35:15.153+03:00</updated><title type='text'>çocuktuk oysaki</title><content type='html'>gözlüklü bir masal kahramanı gibi ikinci plandaydım hep hayatımın anlattığı masallarda. belki nefessiz kalışımın anahtarıydı bu masallar da anlatılanlar. soluk benizli derlerdi benim için. barış çubukları çadırlar ve atlar vardır hayalini kurduğum yerde ve bir de kartal tüyleri. ne kadar sahiciymişim oysaki çocukluğumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kendimi bildiğimden beri içimdeki o kötülüğü hep bulmak istedim oysaki. kimse buna neden göstermese de insanların kırılmalarını engelleyen bir yapısı olduğundan hep haberdardım. bu sebeple olsa gerek çocukluğumun kırılgan yapısından kurtulmak istedim. ağlayan o ufak çocuğu güçlendirmek ağlamamasını sağlamak için karar vermiştim o ufak aklımla. ama o çocuk ben değildim hiçbir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gökyüzü çekici gelmişti hep bana ergenliğimin aşklarını anlatmak istediğimde. iyi bir sırdaş olabileceği gelmişti aklıma ama bilmiyordum ki dilsiz sağırmış yıldızlar. birgün gökyüzüne beni dinlermişcesine bakarken bir kaç tane çocuk benim baktığım yıldızların onlara ait olduğunu söyleyince sustum anlatmadım sırlarımı bir daha asla. sonra anladım neden her yıldız kaydığında bir çocuk ölüyor dendiğini. ne varsa masumiyet namına içinde taşıdığı o yıldızla beraber son buluyordu. belki de yıldızlar iyi birer yoldaştılar ama asla ben öğrenemedim, sustular hep ben gelince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oynadığımız oyunlar sahiciydi bize göre. çocukluğumunun oyunları çocukluğum kadar güzeldi. ve masumdular ne kadar büyüyünce altında piçlik arasakta. doktorculuk iyileştirmek içindi her zaman, evcilik örnekti gözümüzde anne olmanın baba olmanın örneği. peki sonra neler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yavaş yavaş içimize işleyen bir ihanet zinciri bağladı masumiyetimizi. o çocuk ağlamaz oldu nedense ama içi hala buruktu. daha fazla acı çekiyordu şimdi ama ağlamıyordu nedense. eskiden bir yerime taş gelse hüngür hüngür ağlayan bir çocuktum oysaki şimdi ise fiziksel acı veren hiç bir şey ağlatamıyordu beni. sonra anladım fiziğin her zaman geçerli olmadığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“çocuktun, ama büyüdün artık” dediler. ben demedim hep artık büyüdüğünü kabullenenler dedi bana. ben aslında hiç büyümek istemedim beni onlar büyüttüler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2333654369301343014?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2333654369301343014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2333654369301343014&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2333654369301343014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2333654369301343014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/09/ocuktuk-oysaki.html' title='çocuktuk oysaki'/><author><name>nesnelkuram</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://efsi.sosyomat.com/uyelik/sosyo_avatar_image/51320/avatar_xl.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5414116407780328495</id><published>2007-08-31T15:35:00.000+03:00</published><updated>2007-08-31T15:39:27.148+03:00</updated><title type='text'>insanlar deliler gibi sevişirken entry silmek</title><content type='html'>insanı hayatın derinliklerinde yolculuğa çıkaran olay. saat 2yi geçmiştir. muhtemelen çiftler sevişmektedir, belki de uyumuşlardır bile. ama yönetici kişisi ne yapar, entry siler. evet hayat burada gösterir ne kadar adi olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat 02:05 idi. kendince hatalı olduğunu düşündüğü bir yazar gördü. ancak entryleri bir garipti. hemen başka bir yöneticiyi aradı. nefes nefese açıldı telefon. dert anlatıldı, "hay aq tam zamanında" demesinden anlaşıldı ne yapmakta olduğu. özür dileyip kapatıldı telefon. ama hep yer etti içinde bu. neden böyleydi acaba ? niçin entry silen oyken, sevişen hep başkalarıydı ? kısa ve öz bir küfür edip yatmaya gitti. o günden sonra ne entry silebildi, ne de yazar uçurabildi. değiştiğini hissetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5414116407780328495?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5414116407780328495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5414116407780328495&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5414116407780328495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5414116407780328495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/insanlar-deliler-gibi-seviirken-entry.html' title='insanlar deliler gibi sevişirken entry silmek'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-249910702805172669</id><published>2007-08-28T03:06:00.000+03:00</published><updated>2007-08-28T03:15:33.595+03:00</updated><title type='text'>umut</title><content type='html'>yaşamasını sağlayan yegane şeydi umut. çünkü ondan başka bir şeyi yoktu. hep gelecekte yapacağını umduğu şeylerle kendini mutlu kalıyordu. ancak şu sıralar hiçbir şeye sahip olmamasının sebebi de geçmişte, geleceğe dair umutlara sahip olmasıydı. işte o andı her şeyin farkına vardığı an. durdu ve silkindi. sadece umarak bir şeye ulaşılamadığı anladı belki de. ya da dışardan onu görenle böyle sandı sadece. mutfağa gitti. evet yeni bir başlangıç için güzel bir yerdi. bıçağı aldı, göğsüne sapladı. yaşamasını sağlayan yegane şeydi umut ve kaybettiği anda yaşamını da kaybetmiş oldu. öylece yığıldı yere. günlerce kimse uğramadı evine. 10 gün sonra kapısı kırıldı. içeri ilk giren komiser umut'tu ama biraz geç kalmıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-249910702805172669?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/249910702805172669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=249910702805172669&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/249910702805172669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/249910702805172669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/umut.html' title='umut'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8745147278182413906</id><published>2007-08-25T22:25:00.000+03:00</published><updated>2007-08-25T22:47:37.708+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basketbol'/><title type='text'>reset</title><content type='html'>bir birey düşünün ki hayatındaki tek şey basketbol olsun. okulda her teneffüs topu kaptığı gibi potaya gitsin. en iyi arkadaşı okulun bahçesindeki pota olsun. aa bu benim lan. evet basketbol ile yaşadım yıllarca. hep bir gün hayatımı onun sayesinde kazabilmenin umuduyla. 2005e kadar tabi. her güzel şeyin olduğunu öğrendiğim sene. can sıkıntısına şut atmaya gittiğim bir günde kırdım ayağımı. sadece iki hafta potalardan uzak tutabildi beni. bir ayağımı hiç kullanamazken bile şut atıyordum. kısa zamanda eskisinden daha iyi haldeydim. tabi ki bunu kanıtlamak lazımdı cümle aleme. girdik bir turnuvaya. açıkçası favori gösteriliyorduk. ilk maça çıktığımda o kadar rahattım ki. rakibin en uzun 10 cm kısaydı benden. iyi sıçrayabiliyordum. sanırım ezecektik. tribünler arkadaşlarımla doluydu. işte o an top geldi elime. sanırım bir şeyler göstermeliydim onlara. içeri yüklendim ve smacı vurdum. çok keyifliydi. tribünden güzel sesler geldi. tekrar top elimdeydi. ne yapmam gerektiğini biliyordum. tekrar vurdum smacı. hayatımın güzel anlarındandı bunlar. üçüncü kez top elimdeyken daha abartılı bir şey denemeye karar verdim. faul çizgisinin hemen önünden sıçradım. son bir hışımla uzandım potaya, topu geçirdim ama dengem bozuldu o anda. yere indiğim anda tarif edilemez bir acı vardı dizimde. ayağa kalkamamak hissi vardı ilk defa içimde. ama böyle bitemezdi. şampiyon olacaktık. hayır, bitemez böyle. yedek sandalyesindeyim, dizim havada. masaj yapılıyor, su dökülüyor. acıda hiçbir azalma yok ama. işte tam bu anda acı yok oldu. sorgulamadım nedenini. tek istediğim bu maçı alabilmekti. kalktım ayağa. ilk hedef havatopunu almaktı. aldım da. guarda geçti top, ondan forvete. içerde top bekliyordum ve top geldi. fake, rakip uçar. zıpladığım an, zaman donuyordu. bu acı ilkini katlardı. indiğim anda sadece bağırabildim. dehşetle bakan gözlerdi tek görebildiğim. ilk durak da hastane oldu tabi. ertesi gün de ortopedist. tam 3 ay, koca 3 ay. yataktan zor kalkarak geçti. günlerce maçı düşündüm. neden o şeyi denediğimi. gerçi cevabın ne önemi vardı ki bir daha zıplayamayacaksam. o yaz bitti her şey. tam anlamıyla bir resetti bu yaşadığım. hiç sallamadığım o öss idi artık tek kurtuluşum. pota yoktu artık hayatımda. bittiğimi sanarken yeni hayata açtım gözlerimi. artık öğretmen olacaktım. basketbolla hayatı geçirmek isteyen biri için fazla sakin bir işti. şimdilerde buna alışmaya çalışıyorum sanırım. umutluyum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8745147278182413906?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8745147278182413906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8745147278182413906&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8745147278182413906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8745147278182413906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/reset.html' title='reset'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5397683807021197964</id><published>2007-08-22T15:45:00.000+03:00</published><updated>2007-08-22T15:53:11.831+03:00</updated><title type='text'>bakış açısı</title><content type='html'>hatunla buluşmaya gidiyordu. tek isteği ona açılmaktı. seviyordu sanki. gördüğü anda gözlerinin içi güldü. biraz sohbetten sonra duygularını söyleyebildi. ancak aldığı tepki pek de beklediği türden değildi. bu konuşmadan bir daha görüşmeyeceklerini anlamıştı. hışımla kalktı masadan. uzaklaşırken ufukta telefonuna sarıldı. başka bir hatunu aradı, buluştular. akabinde güzel anlar geçirdiler gece boyunca. ertesi sabah kalkınca kaçtı hemen o evden. telefonu çaldı. babasıydı arayan. onun işe yaramaz biri olduğunu söyledi ve yüzüne kapattı. yolda gördüğü bir hatunu kesti ve hatun rahatsız olup uzaklaştı. evine geldi, annesi ne kadar iyi bir çocuk olduğunu söyledi ona. sözlüğe girdi ve son oylarına baktı. güzel artılar vardı. bir de yeni mesaj. ne kadar güzel yazdığını söylüyordu bir başka yazar. durdu ve düşündü;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;duygularını açtığı hatun onu; sadece arkadaş&lt;br /&gt;seviştiği hatun onu; kendine aşık&lt;br /&gt;babası onu; işe yaramazın teki&lt;br /&gt;yolda kestiği hatun onu; gerizekalı&lt;br /&gt;annesi onu; çok iyi&lt;br /&gt;sözlükteki yazar onu; müthiş zeki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olarak görüyordu. aslına bakınca hepsinin aynı malzeme olduğunu anladı. peki neydi bu farkı yaratan. aklına geldi, bakış açısı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5397683807021197964?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5397683807021197964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5397683807021197964&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5397683807021197964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5397683807021197964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/bak-as.html' title='bakış açısı'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5269838433507289799</id><published>2007-08-22T09:53:00.000+03:00</published><updated>2007-08-22T10:33:55.478+03:00</updated><title type='text'>üniversitede kızlar teklif ediyormuş</title><content type='html'>hangi hayvan herifin çıkardığı merak konusudur bu sözü. yani neresinden çıkarmış o da ayrı mesele. genellikle lise 2 dönemlerinde çıkar bu söylenti ki bu da hocaların bu işte bir parmağı olduğu düşüncesini akıla getiriyor. sırf çocuklar çalışsın, hatunlara asılmasın diye uydurulmuş bir şey olabilir yani. işte tam bu dönemde çocuklar gaza gelmeye başlar. hele bir de lisede popülerse biraz eleman, lpg tankını doldurur iyice. son sınıfa gelince aynı çocuklar, gaz oranı 2/3 oranında artar. e tabi bu gazla çalışmalar da artar. sonuçta genelde bu çocuklar kazanır üniversiteyi. tabi gittiği gibi kapıda kızların atlamasını bekler. tahmin edileceği gibi böyle bir şey olmaz. çocuk eğer bir süre böyle devam ederse de tüm kızlar kapılır, eleman da üzmez canını. üzmediğini sanar belki de. sonuçta koca seneyi tek başına geçirebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5269838433507289799?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5269838433507289799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5269838433507289799&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5269838433507289799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5269838433507289799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/niversitede-kzlar-teklif-ediyormu.html' title='üniversitede kızlar teklif ediyormuş'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3751303229639253924</id><published>2007-08-14T19:09:00.002+03:00</published><updated>2009-02-16T21:09:01.772+02:00</updated><title type='text'>sevdim lan ben</title><content type='html'>yok artık yok&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3751303229639253924?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3751303229639253924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3751303229639253924&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3751303229639253924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3751303229639253924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/sevdim-lan-ben_14.html' title='sevdim lan ben'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-4083826429448210142</id><published>2007-08-04T04:04:00.001+03:00</published><updated>2009-02-16T21:08:42.471+02:00</updated><title type='text'>ben bu blogu sana yazdım</title><content type='html'>geçti o günler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-4083826429448210142?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/4083826429448210142/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=4083826429448210142&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4083826429448210142'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/4083826429448210142'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/ben-bu-blogu-sana-yazdm.html' title='ben bu blogu sana yazdım'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-9136843369295190524</id><published>2007-08-03T16:45:00.001+03:00</published><updated>2007-08-03T16:45:20.519+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='platonik'/><title type='text'>platonik aşkı ilan etmek - 2</title><content type='html'>uzun zamandır uzaktan bakışılıyordur. ilk zamanlar "lan gözü kaymıştır, hepimiz birilerine bakıyoruz sonuçta" duyguları içinde düşünülürken zamanla "acaba onda da bişeyler mi var" düşünceleri vücuda gelmiştir. hayat çok güzel gitmektedir. her gün onu görmek için aynı işler yapılır, aynı mekanlara, aynı saatlerde gidilir. tek istek bir görmektir. her görüş mutluluğu biraz daha artırmaktadır.&lt;br /&gt;günler böylece geçer. bir gün arkadaş ekibiyle top oynarken gelir yanına platonikin. için hop hop eder oli. biz de oynayabilir miyiz derken içinden fışkırır evet cevabı. işte budur yani. sadece bir oynama isteğinden onlarca anlam çıkarılır ve en sonunda "o da hoşlanıyor a.q" sonucuyla mutluluğa yelken açılır. oyun boyunca hep onun yan tarafında olma isteği bulunur bünyede. her yanyana duruşta biraz daha mutlu olunur. her top gelişinde &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/o"&gt;o&lt;/a&gt;na atılmak istenir ama zarar görür korkusu ile vazgeçilir.&lt;br /&gt;artık tanışma olayı tamamlanmıştır. yolda görünce selam da verilir, kantinde karşılaşınca muhabbet de edilir. belki de artık beklenti vardır onda da. bir söz gerekiyordur sadece. ama olmaz işte. söyleyemez insan "hoşlanıyorum". sadece bakılır uzun uzun.&lt;br /&gt;bir gün "bir şey mi söyleyeceksin?" der, "hoşlanıyorum senden" denir bir anda. düşünce ile konuşma balonları karışmıştır. her şey donar bu anda. cevap bekler konuma düşülür bu noktada. bir evettir tüm beklenen uzaklardan. tam ağzını açtığı sırada arkadaşı gelir, bir şeyler anlatır. "gitmem gerekiyor" der ve gülümser. bu gülümseme ısıtır içini. artık açmışsındır her şeyi. tek yapman gereken mutlu olmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-9136843369295190524?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/9136843369295190524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=9136843369295190524&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9136843369295190524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9136843369295190524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/platonik-ak-ilan-etmek-2.html' title='platonik aşkı ilan etmek - 2'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-8787076189967395455</id><published>2007-08-03T02:03:00.000+03:00</published><updated>2007-08-03T02:04:28.884+03:00</updated><title type='text'>aşkın matematiksel ifadesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/x+e+deger+vermek"&gt;x'e değer vermek&lt;/a&gt;tir. değer veren kişiyi de y olarak kabul edersek, aşka da z dersek, x+y=z formülünü elde ederiz. burada x büyüdükçe y küçülür. yani x'in aşkı arttıkça, x'e verilen değer azalır. y sevdikçe, x'in aşkı azalır. aşk böyle boktan bir şeydir yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-8787076189967395455?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/8787076189967395455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=8787076189967395455&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8787076189967395455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/8787076189967395455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/akn-matematiksel-ifadesi.html' title='aşkın matematiksel ifadesi'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-6427353349520859916</id><published>2007-08-03T00:56:00.000+03:00</published><updated>2007-08-03T01:06:59.572+03:00</updated><title type='text'>iltifat edilince mal gibi kalan adam</title><content type='html'>çocukluğundan beri sürekli aşağılanmaya alışıktı. sınavdan 98 alsa, 100 almadığı için hakarete uğramıştı. ilçe birincisi, il beşincisi olunca, ilde geçemediği dört kişi için hakaretlerin buluşma noktası olmuştu tekrar. 5 gol atarak takımını galibiyete taşırken bile az pas atması sebebiyle hakarete uğramıştı. artık hakaret onun hayatının bir parçasıydı. bazı arkadaşları bu hakaretlerin kıskançlıktan olduğunu söylemişti ancak bunlar kendisi hakkında güzel yorumlar olduğu için önemsememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşı ilerlemişti biraz olsun. ancak geçen yıllar hakaret alışkanlığına daha çok destek olmaya yaramıştı. kompozisyon sınavında ilk defa hocasının istediği gibi değil kendi istediği gibi yazdı. o sınava kadar sınıfın en düşük notlarına sahipti. ama bu sınavda 95 gelmişti. yazısının çirkinliğiydi belki de bunun tek sebebi. hoca kompozisyonunu sınıfta okumak istedi. istemiyordu bunu çocuk tabi ki. yıllarca alıştığı aşağılanma haline tersti. hoca dayanamadı, okudu. herkes hayranlıkla dinledi. yüzü kızarmaya başladı. yazı bittiğinde herkes alkışladı. kafasını bile kaldıramadı. hocası kendisini bu yazı için tebrik etti. bir de üstüne çok zeki ve yaratıcı olduğunu söyledi. arkadaşları da hocasını destekler nitelikte şeyler söylediler. ağzından hiç bir şey çıkmıyordu. nutku tutulmuştu tam anlamıyla. sustu sadece. hiç bir şey söyleyemedi. daha önce hakkında bu kadar güzel şeyler duymamıştı kesinlikle. ayağa kalktı, tek bir şey söyleyebildi. "o sizin güzelliğiniz"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-6427353349520859916?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/6427353349520859916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=6427353349520859916&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6427353349520859916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/6427353349520859916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/iltifat-edilince-mal-gibi-kalan-adam.html' title='iltifat edilince mal gibi kalan adam'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-843715299732090238</id><published>2007-08-02T00:41:00.000+03:00</published><updated>2007-08-02T01:31:18.756+03:00</updated><title type='text'>Lafmacun üzerine</title><content type='html'>an itibariyle günümün, uykuyla beraber en uzun zaman dilimini alan oluşumdur kendileri. günlük konuşmalarımı, attığım smsleri, msn konuşmalarımı bile etkilemiştir derinden. sürekli bir tanım yapma içgüdüsü ile gezme hali var bolca bünyemde. tabi bu noktaya nasıl geldim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öss sonuçlarının açıklandığı günlerdi. kayıt için bekliyordum. her yeni üniversite öğrencisi gibi gece yatış saatimi geçe almıştım. artık 4-5 civarlarında yatıyordum. tabi bu noktada önemli bir meşgale eksikliği oluşuyordu. belki öğleden sonraki zamanlarda dışarıya çıkıp eğlenmek mümkündü ama gecenin bir yarısı dışarısı pek tekin sayılmazdı. bir de sürekli internet başında olma durumu mevcuttu. bir gece &lt;a href="http://www.medyaetegi.com"&gt;medya eteği&lt;/a&gt; nde gördüm onu. beyaz arkaplanı ile göz yordu ilk anda. sadece okudum. ancak geçen zaman beni üye olmaya mecbur etti. o sıralar tarih 11.09.2006 idi, saat ise 02.18. bir hışımla girdim &lt;a href="http://www.lafmacun.org/entry/38310"&gt;ilk entry&lt;/a&gt;mi. ardından da her başlığa bir entry gerekliliğinden faydalanarak kısa kısa bir sürü şey yazdım. zamanla anladım kısa ve saçma 100 entrydense, adam gibi tek entry yeğdir. bunu anlarken &lt;a href="http://www.lafmacun.org/kimbu/chuck"&gt;chuck&lt;/a&gt; ile tanıştım. aynı üniversitede okuyorduk farklı bölümlerde de olsak. ardından doğum günüm geldi ve ilk defa nickaltım doldu. &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/1+ekim+2006+lafmacun+iftar+zirvesi"&gt;ilk zirvem&lt;/a&gt;e katıldım bir ekim akşamı. insanları tanımak, sözlüğe bağlanmak konusunda oldukça güzel bir gündü. her ne kadar fazla eğlenmeden bir köşede &lt;a href="http://www.lafmacun.org/kimbu/nesnelkuram"&gt;nesnelkuram&lt;/a&gt; ile oturmuş olsam da ilk zirve olması açısından önemliydi. sonrasında yurt ve yurdun giriş saati sebebiyle bir süre giremedim sözlüğe. işte bu noktada ilk defa anladım bağlandığımı belki de. ardından ise her nasılsa tanınırlığım biraz artmış. eve geldikçe entry kastığımı hatırlarım yine bu aralar. hiç bir karşılık beklemeksizin nasıl yaptığımı halen kavramış durumda değilim. tabi arada da zirveler devam etmekteydi. bu arada &lt;a href="http://lafmacun.org/bak/pul%20koleksiyoncusu%20pornosu"&gt;pornosu&lt;/a&gt; çıkmış haberi yok. hakikaten reklam için iyi oluyormuş böyle şeyler, o an anladım. tarih şubat 2007 ye geldiğinde en çok entry giren yazar durumuna erişmişim. lakin neden bu kadar kasmışım, anlamış değilim. şehrini de değiştirmiş bu günlerde. artık bir izmir sakini olmuş ama &lt;a href="http://www.lafmacun.org"&gt;lafmacun&lt;/a&gt;'dan halen kopmamış. ve 25 mart. lafmacun'un birinci yılını doldurduğu gün. yurtta yaşayan bir insan evladı olmamdan mütevellit olaylar bittiğinde haberim olsa da &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/yilin+yazari"&gt;yılın yazarı&lt;/a&gt; seçilmişim. tebrikler falan yine coşmuş nickaltı. neyse devam etmişim yazmaya. zirve olayında da artık bokunu çıkarmaya erişmişim. izmir, istanbul, ankara, izmit... aa bir de yönetici oldum. unutuyordum. sonra gitti yetkiler, yine geldi. bu da böyle bir anımdır. &lt;a href="http://www.medyaetegi.com"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi dönüp tüm bunlara bakınca sanki uzak bir anıymış gibi geliyor hep. oysa ki henüz bir yılı bile doldurmadım bu oluşumda. ilk üye olduğum andan beri sadece kendimi ifade etmek istedim. belki buydu beni sözlüğe bu kadar bağlayan. çünkü başka insanlar gibi sokakta, kafede, barda ilk defa gördüğü bir insanla gidip konuşabilen biri değildim. dış görünüş itibariyle de kimse gelip benimle konuşmuyordu. tek çıkış yoluydu belki de sözlük. beni görmeden, sadece okuyarak insanlarla tanışmamı sağlayacak bir yer. belki de işbu sebepten yazmaya çalıştığım bu oluşumda 10 ayı doldurdum. bir sürü insanla tanıştım. bir çoğu artık gerçekten arkadaşım. ve geçen bu 10 ayda kazandığım tek şey onlar. onun dışında 12000 entry, 5500 puan... fani şeyler. ama arkadaşlar, abiler&lt;a href="ev%20abisi"&gt;*&lt;/a&gt; paha biçilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teşekkürler lafmacun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-843715299732090238?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/843715299732090238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=843715299732090238&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/843715299732090238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/843715299732090238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/lafmacun-zerine.html' title='Lafmacun üzerine'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7078451592874464398</id><published>2007-08-02T00:21:00.000+03:00</published><updated>2007-08-02T00:35:01.191+03:00</updated><title type='text'>100 metrede hayat</title><content type='html'>heyecanlıydı ilk sesi duyduğunda. şimdi tek bir işaret bekliyordu yarışa başlamak için. ve silah patladı. refleks olarak çıktı bulunduğu gridden. 10 metre adımlarını mümkün olduğunca hızlı atmaya çalışıyordu. 100 metrede şampiyon olmak için hızlı adım şarttı. 20 metre. küçüklüğünden beri koşuşunu gören herkes çok hızlı olduğunu söylerdi ama kime göreydi bu hızlılık. işte bunu belirlemek için girmişti atletizme. 30 metre. daha küçücük bir çocukken her gün koşuyordu. kumda koşa koşa, alfaltta koşması kolaylaşmıştı. 40 metre. bu özelliğini kullanmak için bir klübe gitti ve seçmelerde rahatlıkla takıma giriş hakkını kazandı. 50 metre. her gün düzenli antrenman yaptı. hocasının sözünden hiç çıkmadı. beslenmesine çok dikkat etti. 60 metre. ilk madalyasını yerel bir koşuda kazandı. gümüş bir madalyaydı bu. hala yatağının kenarında durmaktaydı. 70 metre. daha sonra katıldığı hiç bir yarıştan madalyasız dönmemişti. ülkesinin tüm rekorlarını kırmıştı. 80 metre. en son afrika şampiyonu olduktan sonra tek hedefi olimpiyatlardı. o dünyanın en büyük spor organizasyonunda madalyaya uzanıp, herkese göre hızlı olduğunu göstermeliydi. 90 metre. 5 yıl boyunca durmaksızın çalıştı. antremanlarını bir gün olsun aksatmadı. her şey bu madalya içindi. elemelerde rahatça finale kaldı. ve şimdi son metrelerdeydi. 100 metre. çizgiyi ilk o geçti. tüm hayatını adadığı madalyaya uzanmıştı artık. yaşam amacını gerçekleştirmişti artık. sevinç ile yürürken birden yere düştü. kalbi bu heyecanı kaldıramamıştı. oracıkta hayatını kaybetti. hayatını adadığı madalya ile birlikte gömdüler onu. artık bir olimpiyat şehidiydi. her zaman kalplerde yerini koruyacak olanlardan. 100 metreye adadığı hayatını, bir 100 metre yarışında kaybetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7078451592874464398?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7078451592874464398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7078451592874464398&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7078451592874464398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7078451592874464398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/100-metrede-hayat.html' title='100 metrede hayat'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-7585392730106946862</id><published>2007-08-01T20:43:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T21:11:36.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hilal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gülşah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pelin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuğçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merve'/><title type='text'>çirkin kız yoktur, adı tuğçe olmayan kız vardır</title><content type='html'>bütün tuğçeler güzeldir sözünün güzelleştirmiş hali.  zaten lafın içinde tuğçe geçince yeterince güzelleşiyor da denebilir.  neyse konuya dönelim. tüm tuğçeler güzeldir. genelleme ötesi bir laf ama genelleme için kaç denek gerekir o da önemli bir konu. şahsen gördüğüm, arkadaşım olan(sevgili dahil) ve arkadaşlarımın arkadaşları olan yaklaşık 100lerce hatun üzerinde yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan sonuç bu. bir hatun ile tanışınca adını tahmin bile edebilirsiniz bu araştırma sonuçlarına bakarak. evet başlıyoruz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk olarak sanırım tuğçelerle başlamak lazım. güzellik sıralamamızın 2 numarası kendileri.(hayal kırıklığı oldu biraz) evet bu tuğçeler de genel gözlenen durum, bunlar hep güzeldir, değilse şirindir, o da değilse çekicidir. değil mi, seksidir. olmadıysa şeytan tüyü vardır yine sevdirir kendini. ufak tefek olanları daha çekici olabilse de uzun boyluları "at gibi" diye tabir edilen şekilde olurlar ki çekicilik katsayısı artabilir. e tabi iki numara bu ise insan merak ediyor 1 numarayı. evet geliyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pelin; araştırma sırasında %2 oranında hem tipsiz, hem çekici olmayan, hem itici, hem de böyle bir kazulet tuğçe'ye rastlanmıştır ancak hiç bu tipte bir pelin'e rastlanmamıştır. bunlar hep "taş gibi" çıkmışlardır. yani sanki tek fabrika üretimi gibi. ancak çoğunda görülen genel davranış burnun kalçalardan bile büyük olmasıdır. hep bir havalar vardır bunlarda. o açıdan pek tercih edilmezler. yine bu olay güzelliklerini etkilemez tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelelim 3 numaraya. bu noktada çok düşünüldü gerçekten ancak son 3-4 ay incelenen denekler sonunda merve uygun görüldü bu sıra için. ancak kendileri 87-88-89 doğumlu kızların %46sını oluşturduğu için tam bir genelleme söz konusu olamıyor. ancak yine de genel güzellik seviyesi olarak diğer çoğu isimden önde oldukları gözükmekte. genelinin boyu 170-175 civarında oluyor ki bu uzundur hatun için. konuşkanlıkları da artı bir özelliktir. neyse biz devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 numaraya gelince karşımıza hilal çıkıyor. bu isimde görülen genel özellik böyle bir havalar, bir havalar. yani görsen pelin sanarsın. ama kıçıkırık hilal işte. hayır pelin olsan tamam. neyse güzeldirler yine de, geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 numara ise gülşah. nşa'da kendilerin 3 numarayı bile haketmektedir ancak araştırmanın sona yakalaştığı günlerde deneye giren gülşahlar tüm verileri alt üst etmişlerdir. yani bu kadar da kötü olunamaz, ıyk. oysa ki eski gülşahlar öyle mi pîrim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet şimdilik ilk 5i açıklaşmış bulunuyoruz. araştırmalarımız sürecektir. bir de haksızlık edilen eceler ve iremler vardır ki kendilerinden özür dilemek isteğindeyizdir. inşallah bir sonraki sıralamaya gireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;deeepnot: tamamen götten uydurma bir yazıdır. bir anlık gazla yazılmıştır. alınma, gücenme olmasın. öptüm bye...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-7585392730106946862?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/7585392730106946862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=7585392730106946862&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7585392730106946862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/7585392730106946862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/irkin-kz-yoktur-ad-tue-olmayan-kz-vardr.html' title='çirkin kız yoktur, adı tuğçe olmayan kız vardır'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5741951139193743067</id><published>2007-08-01T20:40:00.001+03:00</published><updated>2007-08-01T20:40:40.376+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fifa'/><title type='text'>fifa 99</title><content type='html'>fifa serisinin efsane sayısıdır kendileri. oyundaki oyuncuların gerçeklerine en ufak bir benzerlikleri bulunmamasına rağmen bu oyun yıllardan beri oynanabilmektedir. nedenleri uzun zamandır gizli olan bu olayı araştırmak üzere yemedim, içmedim ve oyunu indirdim.&lt;br /&gt;kurarken içimde bir şeyler olmaya başladı. adeta eski günlerime dönmüştüm. ilk defa internet kafeye girişim geldi aklıma. "abi izlemek serbets mi" diyişim. o günlerde sadece bir kaç oyun vardı bilgisayarda.&lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/en+azindan+bizim+orda" title="en azından bizim orda"&gt;*&lt;/a&gt; half-life, fifa 99, test drive, red alert... tabi bir de internet vardı ama o büyüklerin uğraşıydı. biz oyun oynardık sadece. ilk defa bu büyüklerin internet muhabbeti yaptığı kafede tanışmıştım bu oyunla. ilk golümü de yine burada atmıştım arsenal ile. tüm bunları düşünürken bir de baktım oyun kurulmuş. açtım oyunu büyük bir hevesle. o görüntü hiç çıkmamıştı aklımdan. dumanların arasından bir futbolcu çıkıyordu falan. bunu genelde izlemez, hemen tıklayıp geçerdik, yine öyle yaptım. ardından çıkacak olan &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/push+any+button"&gt;push any button&lt;/a&gt; ibaresini önceden 10 dakika beklerdik çıksı diye. tabi gelişen teknoloji ile açılması 2 saniyeyi bile almadı. hemen &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/dream+league"&gt;dream league&lt;/a&gt;ye girdim. seçtim yine arsenal i, kadro anılarımı canlandırdı. ilk defa internet kafede overmars ile kanat akını yapıp, bergkamp ile golü bulmuştum. yine yaptım aynısını. tabi bu sefer biraz mekanikleşme oluştuğu için hiç zorlanmadım bunu yaparken. ancak oynama konusunda pes yüzünden oluşan bazı sorunlar vardı. örneğin bu oyunda arapas e ile yapılmıyordu. diğer yandan adam değiştirme tuşu olan q bu oyunda tekme atmaya yarıyordu. tam bu noktada kafama dank etti. işte bizi oyuna bağlayan şey buydu. tekme. şimdiye kadar hiç bir oyunda olmayan bir özellikti bu. gönlünce tekme atmak. hem de futbol maçının içinde. ilk tekmeyi attığım an geldi birden aklıma. internet kafedeydim yine. bir çocuk geldi yanıma, "abi tekme atayım mı" dedi, baştan bir &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/brust"&gt;brüst&lt;/a&gt; dedim, sonra açıkladı olayı ve attı da tekmeyi. çok hoşuma gitti ama çaktırmadım. çocuğunun gaza gelmesini istemiyordum. "tamam attın siktir git şimdi" dedim. çocuk uzaklaştı. çocuğun yeterli uzaklığa gittiğin anlayınca tekmeyi bastım tekrar, ve tekrar ve tekrar... bu artık bir tutkuya dönüşmüştü. her gün oraya gidip, "abi 250 bin liraya girebiliyorm muyuz" diyerek oturuyordum masaya ve tekmeleri atıyordum. ta ki bir gün 6 kişi kalıp, maç iptal oluncaya kadar. futbol kurallarını bilmeyen biri için gerçekten açıklaması zor olaydı. uzun süre ağladım. kendimi bilmez bir halde gittim internet kafeye. "abi izleyebilir miyim" bile diyemedim. aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyordum. en sonunda dükkan sahibi gözümün önünde tekme atıp, kırmızı kart yemeyince kendime geldim. demek ki yapılabiliyordu bu da. hemen eve gidip 250 bin lira istedim evden ve oyunu açtım. tekme attım, kırmızı. çok çalıştım ve kendimi geliştirerek kırmızı kart görmeden tekme olayını yaptım. birden fark ettim ki oyun bende tutku haline gelmişti. kafamı kaldırdım yan masada bir çocuk da fifa 99 oynuyordu ve maçı iptal olmuştu. üzüntülü bir görüntüsü vardı, ona gittim olayı anlattım. ardından karşılıklı oynadık. kim önce tekme atacak yarışı başladı ve o günden beri bu oyunu hep oynamak istedim. teşekkürler ea sports.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5741951139193743067?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5741951139193743067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5741951139193743067&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5741951139193743067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5741951139193743067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/fifa-99.html' title='fifa 99'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-1870864264829693926</id><published>2007-08-01T20:38:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T20:39:32.921+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='platonik'/><title type='text'>platonik aşkı ilan etmek</title><content type='html'>her gördüğünde içinin yağlarının eridiği hatuna artık hissettiklerini söyleme olayıdır. genellikle uzun zaman alır. nitekim göt bu yemez bir kerede her şeyi söylemeyi. belki de korkulan reddedilmektir. keşke söylemeysem, böyle ne güzel takılıyorduk demekten tırsmaktır.&lt;br /&gt;bir şekilde göt yer, yola çıkılır. hatunla tekrar göz göze gelinir. bir anda duraklar insan, ayaklar sabitlenmiştir. ama böyle olmaması gerekiyordu der kendince. geri dönülür birden. yok yere hatunda da bir beklenti oluşturulmuştur. artık olay platoniklikten çıkıp, "şu çocuk beni kesiyor"a dönüşmüştür. insanın içi içini yer. ulan acaba arkadaşlarıyla falan dalga mı geçiyorlar diye uykusuz geceler başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken bir gün yalnız başına hatun kişiye denk gelinir. artık bünyenin bekleyecek hali kalmamıştır. sikerim lan reddedilmeyi der ve "meraba" der birden birey. karşıdan gelecek cevap ile bu "meraba" arasındaki süre 3 yıla tekabül eder. bir "meraba" gelirse karşıdan artık dünya daha yaşanır bir yerdir. ardından klasik bir soru ile olaya devam edilir tabi ki:biraz konuşabilir miyiz? bu hatun kişiye sorulan ilk soru olarak tarihteki yerini alır. bir evet belki de hayatı daha da yaşanır hale getirecektir. "tabi" der. "haydi beline kuvvet" diyerek konuşmaya başlar bünye. isim, okul, bölüm, medeni hal, duygusal durum arka arkaya sıralanır. araya espriler, şakalar sıkıştırılır ve hatunun verdiği tepkiler ölçülür. gülme oranıyla, hoşlanma oranı arasında ilişki kurulmaya çalışılır. anlamadan "biz size aşık olduk" denir. sessizlik kaplar ortamı. belli ki birden söylemeni o da beklememektedir. "ama ben seni daha yeni tanıdım" diye vurucu cevap gelir. aslında tam olarak da beklenilen cevaptır bu. "o zaman arkadaşız şu an" denir ve yapılan vurgu ile soruymuşcasına cevap beklenmeye başlanır. "evet" der ve tebessüm eder. işte bu an belki de tüm beklemene değer. artık olayın bir platonikliğini kalmamıştır. "görüşürüz o zaman" diyerek eli sıkılır, bu ilk dokunuş olarak tarihin tozlu sayfalarına kaydedilir. "görüşürüz" der odana yol alırsın. kafayı yastığa koyduğun anda bir uyku sarar dört bir yanını. uzun zamandır beklemenin verdiği yorgunluk uçmuştur uzaklara. artık sadece bir mutluluk vardır her tarafında. hayallare dalarsın rahatça ve en mutlu uykudasındır artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-1870864264829693926?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/1870864264829693926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=1870864264829693926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1870864264829693926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/1870864264829693926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/platonik-ak-ilan-etmek.html' title='platonik aşkı ilan etmek'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-798863948697372432</id><published>2007-08-01T02:10:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T02:11:21.509+03:00</updated><title type='text'>hayattan yenilen gollerin ağır çekimde erman toroğlu tarafından yorumlanması</title><content type='html'>zaten golü yemiş, ezik duruma düşmüş bireyi iyice yıkan olaydır. intihara bile sürüleyebilir. şansal'ın olaya girmesi ezikliğin boyutuna ekistira katkı yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bak şimdi hocam burda kız başkasıyla, görüyoruz. şimdi durdur. bak çocuğun el kızın neresinde? şansal bilir misin böyle pastırma olur. sıkarak seçersin hani. aynen öyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-798863948697372432?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/798863948697372432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=798863948697372432&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/798863948697372432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/798863948697372432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/08/hayattan-yenilen-gollerin-ar-ekimde.html' title='hayattan yenilen gollerin ağır çekimde erman toroğlu tarafından yorumlanması'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-315776793489051649</id><published>2007-08-01T01:43:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T01:55:16.220+03:00</updated><title type='text'>korku filmlerindeki küçük kız</title><content type='html'>özellikle japon korku sinemasında her an her yerden fırlayabilecek ve her fırlayışta insanı korkuya sürükleyebilecek kızdır. insanoğlunun küçük kızlar zararsızdır tezinden hareketle ortaya çıktıkları düşünülmektedir. nitekim hiç kimse küçük bir kızın zararlı olabileceğini düşünemez. insanlar o derece alışmıştırlar ki artık küçük kızların korku işareti olduğunua gördükleri anda korkunç bir şeyler olacağı anlaşılır ve tırsmak için hazırlıklar yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özellikle ring ile boku çıkmıştır.  saçları mutlaka uzunduru bu kızın, o saçları ile yüzünü gizler. ardından altından korkunç gözler çıkar, falan filan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-315776793489051649?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/315776793489051649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=315776793489051649&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/315776793489051649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/315776793489051649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/korku-filmlerindeki-kk-kz.html' title='korku filmlerindeki küçük kız'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2609567884244405278</id><published>2007-08-01T01:39:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T01:42:08.237+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lise'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üniversite'/><title type='text'>üniversiteyi kazanıp mezun olunan liseye geri dönmek</title><content type='html'>bünyeye büyük haz veren bir olaydır. günler öncesinden plan yapılır. acaba nasıl tepki verecekler diye düşünülür. güzel hayallerle yola çıkılır. yol bilinen yoldur. hiç değişmemiştir ama giden kişi değişmiştir. üzerinden okul formasını atmanın rahatlığıyla girer okulun bahçesine. hademeyi görür ilk olarak. onunla ufak bir muhabbete imza atılır. ardından dersi boş olan sınıf dikkati çeker. zil çalana kadar şunların yanında takılayım denir. 2 yıl aynı okulda bulunup hiç muhabbetin olmayan kızlardır kendileri. yanlarına gidersin, ho$ geldin ile başlayıp okul nasıl ile devam eden bir muhabbete girilir. ufaktan havanı da atarsın, gülerler. derken zil çalar. seneye biz de gelicez yanına sesini duyarsın en son. müdür odasına girilir. müdür hayatında hiç görmediğin kadar mutlu görünür. sanki o kadar zaman ağzına sıçan adam o değildir. hoş bir muhabbete imza atılır kendisiyle. notları falan sorar, gülünür, eğlenilir. "ulan bu adam böyle değildi eskiden" diyerek odadan çıkılır. sıradaki hedef öğretmenler odasıdır. "nasıl geçirdim" edasında girilir odaya. derken 2 sene boyunca "senden bir bok olmaz" diye kafa siken hoca gelir yanına utanmadan yüzünde anlamsız bir sırıtış ile.&lt;br /&gt;- nasılsın fevzi?&lt;br /&gt;+ iyiyim hocam, sizi sormalı?&lt;br /&gt;- iyi işte. okuldayız. okul nasıl?&lt;br /&gt;+ bildiğiniz istanbul işte hocam.&lt;br /&gt;şeklinde başlayan ve aynı saçmalıkta devam eden muhabbete girilir. araya başka hocalar karışır ara sıra.&lt;br /&gt;- ya fevzi senin için kazanamaz diyorlardı geçen sene.&lt;br /&gt;+ ben yüzüne de söyledim kendisinin.&lt;br /&gt;"iyi bok yedin" demek geçer içinden ama zaten göt etmişsindir adamı, ne gerek vardır abartmaya. biraz da hatunları göreyim diye odadan kaçılır. kantine geçilir. kaşar bir hatun yüzünden terk ettiğin hatun gelir yanına. o kadar sıcak davranır ki ne kadar mallık ettiğini anlarsın. çok içten bir görüşürüz diyip bahçeye çıkarsın. derken beklenilen bir şekilde az önceki hatunu uğruna terk ettiğin hatun çıkıverir karşına. yanında da yeni manitası. bakmazsın önce, son bi an gözler buluşur, soğuk bir el selamı gelir. aynı şekilde karşılık verirsin. sonra da yeni manitasının "niye selam veriyorsun" tarzında hareketleri görülür. gülünür, geçilir. derse girerler. beklersin, zil çalsın da okul bitsin. son kez şu yolu yürüyeyim. bir arkadaşın çıkar beraberce son kez yürüdüğün yolu yürürsün. güzel bir deneyim olmuştur bu olay. ne kadar mallık yaptığını, şehvetin nasıl gözlerini kör ettiğini görürsün. gülüp geçmek istersin, bu kez olmaz. çaresiz eve gider, lafmacun.org'u açarsın. bir nevi içini boşaltırsın. umutla yarınlara bakarsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2609567884244405278?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2609567884244405278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2609567884244405278&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2609567884244405278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2609567884244405278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/niversiteyi-kazanp-mezun-olunan-liseye.html' title='üniversiteyi kazanıp mezun olunan liseye geri dönmek'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-9097005598870742018</id><published>2007-08-01T01:07:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T01:13:48.732+03:00</updated><title type='text'>yalnızlık</title><content type='html'>"Yalnız olma durumu" demiş tdk. peki yalnız: Yanında başkaları bulunmayan. yani tek olan. işte tdk'nın duygusuzluğu. yani diyor ki yanınızda bir kaç kişi varsa yalnız değilsiniz. ya bsg allasen. en büyük yalnızlıklar değil midir kalabalıklar içinde olanlar? insan başkasının yanındayken kendini hissetmez mi daha yalnız? Sadece madde olarak mı tek olmaktır yalnızlık, yoksa içine düşülen bir boşluk mudur kimsenin görmediği ama hissedilen? soru işaretleri arttıkça sorunlar mı artmaktadır, yoksa soru işaretlerini artıran mıdır sorunların artması? işte bu noktada duruyorum, daha gidecek yerim yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-9097005598870742018?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/9097005598870742018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=9097005598870742018&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9097005598870742018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/9097005598870742018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/yalnzlk.html' title='yalnızlık'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-445808320336183147</id><published>2007-08-01T01:02:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T01:05:10.919+03:00</updated><title type='text'>türkiye'de ölmeden önce yapmanız gereken 101 şey</title><content type='html'>kişiden kişiye göre değişen 101 şey. herkes kendi yorumunu yapabilir rahatlıkla, ama en azından benim için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.lafmacun.org/entry/517792"&gt;Lafmacun&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-445808320336183147?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/445808320336183147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=445808320336183147&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/445808320336183147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/445808320336183147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/trkiyede-lmeden-nce-yapmanz-gereken-101.html' title='türkiye&apos;de ölmeden önce yapmanız gereken 101 şey'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5391190174837358838</id><published>2007-08-01T00:59:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T01:01:02.586+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öss'/><title type='text'>öss</title><content type='html'>dünyanın en sikindirik sınavı. ilk duyduğumda güzel gelmişti adı. tabi daha güzel yanıydı abimin ona girecek olması. yani bundan sonra oda sadece bana aitti. dördüncü sınıftaki bir çocuk için öss zaten ne anlama gelebilirdi ki daha fazla. sürekli gördüm abimin delicesine test çözdüğünü. sabahın beşinde kalkıp dershaneye gitmek için 2 saat yolculuk yaptığını. bu derece önemliydi yani. tüm hayatın endeksleneceği derecede. ama unuttum tabi zamanla ne anlama geldiğini. tekrar hatırlatıldığında bu sefer kurban bendim. aradan beş sene geçmişti. artık gerçek anlamını kavramaya başlamıştım ama yine de söylendiği kadar önemli olduğunu düşünmüyordum. sonuçta önceki sene aynı tarzda anlatılan, aynı seviyede sikindirik olan bir sınavı geçerek gelmiştim bu noktaya. yine çaresiz dinledim öğretmenlerin, ailemin, arkadaşlarımın anlattıklarını. hepsinin bir hikayesi vardı öss ile ilgili. elbet bir yakınları süper çalışıp derece yapmıştır, bir başka yakınları ise çalışmayıp açıkta kalmıştı. bu tip hikayeler o kadar fazlaydı ki etrafımda artık inanmak üzereydim çalışmam gerektiğinde ki o anda karşıma basketbol çıktı. işte bu toplu spor ile tek yolun öss olmadığını gördüm. hayat da başka şeyler de vardı. basketbola bağlandıkça öss'yi daha az sallamaya başlamıştım. tabi bu okulum tarafından hiç hoş karşılanmıyordu. öss=hayattı ne de olsa. sinir harbi şeklinde geçiyordu zaman. sonunda sakatlanıp, basketbolu bıraksam da onun sayesinde gördüklerim yetmişti hayatıma devam etmekte. kaygının başarıyı ne kadar etkilediğini de görmüştüm belki bu sayede. günde 14 saat durmadan ders çalışan insanların arasında kitap okuyarak geçirdim zamanı. içimden geldikçe açtım test kitabı, sıkılınca kapattım, hiç zorlamadım kendimi. işte bu durumda öğretmenler klasik şabloncu kişilikleri ile çıktılar karşıma. sen 60 neti geçemezsin, 90 netten aşağı yerleşmek zor dediler hep. kulakları tıkamak sanırım bu noktada işe yarıyordu. hepsine kapadım tüm algılarımı. sadece kendi yolumu kendim çizmek istedim. tabi bunu başkalarına söyleyince "hmm, anlıyorum" tarzı tepkiler almak pek sorun olmamalıydı. sonuçta onlar başkalarına "ay salak neler diyor, kalacak açıkta" şeklinde anlatabiliyordu olayları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse böyle geçti seneler ve geldi sınav sonunda. işte o andı. yıllardır kafaya kakılan soruların görüleceği an. bildiğin &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/yds"&gt;yds&lt;/a&gt;. ilk görüşte tabi şok dalgası sarıyordu beyni. "bu ne aq almanca?". tabi atlatması kolay oldu. ingilizce bölümünü görünce belki de verilebilecek tek tepki vardı. "bunun için mi kafamı siktiniz yıllardır?". "yani bu kadar kolay bir sınav için mi zindan etme çabasına girdiniz hayatı?". işte o andı hayatımın en mutlu anı. çünkü o kadar söze rağmen böyle sikindirik bir sınav için kendimden ödün vermemiştim. böyle sikindirik bir sınav için ömrünü tüketmemiştim. bu mutluluk ile sınavı bitirmek zor olmadı tabi. bir saat dolduğunda elimde kalemler dışarıda idim. işte bitmişti her şey. toplamda sekiz sene kafamı siken şey sona ermişti. ve gerçekten mutluydum hiç olmadığım kadar. boşuna zamanımı harcamamış, hayatımı yaşamıştım ve üniversite artık çok yakınımdaydı. sonuçlar açıklanınca da mutluluk arttı tabi. duyduklarına göre düşününce hayalini bile kuramayacağın üniversiteye girmek. mutluluk budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi böyle bir şeyi kime anlatsan kafasında mutlaka "çalışmadım kazandım" diye artistlik yapıyor işte türünden düşünceler oluşacaktır. lâkin öss çalışarak değil inanarak kazanılabilir, aha da bir örnek vardır burada, çok yakında. bu tecrübeyi yaşarken belki kimilerine göre hayatını, geleceğini tehlikeye atmıştır ama sonunda mutluluğa sahip olmuştur. hem de sadece kendi yolundan giderek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dipnot: içimden geldi, yazdım. başka bir amacım yoktu. tüm üniversite adaylarına başarılar dilerim, iyi çalışın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5391190174837358838?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5391190174837358838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5391190174837358838&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5391190174837358838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5391190174837358838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/ss.html' title='öss'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2463622636172062281</id><published>2007-08-01T00:11:00.000+03:00</published><updated>2007-08-01T00:38:07.302+03:00</updated><title type='text'>evrim geçirince kayarım diye maymun alan adam</title><content type='html'>19 yaşındaydı, zevk alan organına kendisinden başka bir tek bebekten altını değiştiren annesinin eli değmişti. onun dışında bir hatunla olan ilişkisi öpüşme boyutuna bile ulaşamamıştı. sadece mesajlaşıyorlardı. içinden geçen onca şeye rağmen en ufak bir işaret bile veremiyordu. geçen günler sadece libidosunu artırıyordu. bir gün show tv'de "evrim gelir hoş gelir, ley ley lümü lümü ley" melodisi ile yayınlanan "evrim doğrulandı" haberi dikkatini çekti. ilk kez duyuyordu bu teoriyi. haberi izlemeye devam etti. "insanın maymundan geldiğini iddia eden evrim teorisi..." lafını duyunca aklı bir anlığına durdu. ardından hızlıca çalışmaya başladı. maymun diye düşündü. evrim diye düşündü. zevk almayı düşündü. izlediği porno filmleri düşündü. hepsini birleştirmek pek zor olmadı. evet kararını vermişti. hemen bir pet shopa gitti ve maymunu satın aldı. ardından da her gün düzenli olarak besleyerek, gelişimleri izledi. aradan geçen koskoca bir aya rağmen en ufak bir değişim gözlemleyemedi. sonunda bir arkadaşına sormaya karar verdi. arkadaşı ise bu olayı duyunca gülmeye başladı. ardından da bireyin olmayan cinsel organlarına dair küfürler eşliğinde kendisiyle dalga geçti. çok kırıldı arkadaşına genç. eve gitti ve maymuna tecavüz etti. işte o anda farkına vardı. hayvan mayvan kayarım ben buna.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2463622636172062281?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2463622636172062281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2463622636172062281&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2463622636172062281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2463622636172062281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/evrim-geirince-kayarm-diye-maymun-alan.html' title='evrim geçirince kayarım diye maymun alan adam'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-5960258707591643845</id><published>2007-07-31T19:14:00.001+03:00</published><updated>2007-07-31T19:14:38.710+03:00</updated><title type='text'>me again</title><content type='html'>bir eylül geceyarısında başlamıştı hayatı. sürekli ayrılıklarla devam hayatı. nereye sığınsa en mutlu anında kopuyordu oradan. çaresiz geçen yıllardan sonra, geçen yıllar boyunca hayatını etkileyeceği söylenen öss'ye girdi. sonuçları beklerken canı delicesine sıkılıyordu. &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/medya+etegi"&gt;medya eteği&lt;/a&gt;'ne girme gafletine düştü. ve o anda gördü ilk defa lafmacun'u. umarsız bir çocuk gibi düştü yüreğine bu kor. "aq böyle sözlük mü olur" derkene üye olmadı. takriben 10 gün sonra, yine bir eylül geceyarısında üye olmaya karar verdi. daha önce pek hatrı sayılır deneyimi olmamasındandır ki kısa yazdı sürekli. her başlıkta bir entrym olsun düşüncesine kapıldı heyecanla. istatistiklere baktı bu arada. 4000 civarı entry ile &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/enigmatic"&gt;enigmatic&lt;/a&gt; vardı en tepede. geçerim ben bunu dedi içinden, ufaktan da hırs yaparak. nedensizce bağlandı lafmacun'a. yalnızlığını bile önemsemedi çoğu zaman. 14 saat bilgisayar başında kalmadı normal görmeye başladı. sosyallik seviyesi hayatının en düşük noktasına geldi. önceleri arkadaşlarıyla zaman geçirip, duygusal ilişkilere yelken açarken, artık tematik kasıyor, geyik başlıklar açıyordu. zamanla, nedense, bunun da güzel olduğunu düşündü. bu aralarda geldi yöneticilik yetkisi. artık sözlükte entry yazmasa bile bulunabilirdi. bu asosyallik noktasında bir devrimdi. sözlüğü sahiplenmesi de göz önüne alınınca, her entry yi okumaya başladı delice. en ufak hatayı bile kaçırmıyordu. bir yandan da entry yazıyordu. artık entry sıralamasında da ilk sıradaydı. o hırs yaptığı başarıya(!) ulaşmıştı. tabi her başarıya ulaşınca yaşandığı gibi bir boşluk hali sarmıştı dört bir yanını. belki de artık hayatında önemli birinin olmamasıydı canını sıkan, sevdicek bağlamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;an itibariyle klavyesinde çıkıyor 12000. entrysi. 300 günde yazdığı tam 12000. entrysi. ve yazarken aklından geçiyor tabi ki "deli mi sikti lan beni, niye hayatımı veriyorum buraya". cevap gelmiyor ama aklından. sonradan düşüyor jeton. yıllardır yaşadığı yalnızlığı azaltan bir yer burası. normal hayattaki çekingenliğinin, tipsizliğinin, korkaklığının olmadığı bir yer burası. kendini gerçekten ifade edebildiği bir yer. çünkü burada kimse birbirnini gerçek yüzünü görmüyor. işbu sebepten yakışıklı-tipsiz demeden okuyor herkes birbirini. kız-erkek demeden inceliyor entryleri. sonunda cevabı bulduğuna seviniyor genç insan. zamanla neden bu hale geldiğini de fark etmeyi umut ediyor ve tabi düşünmeden de edemiyor, internet olmasaydı, acaba şimdi ne yapıyor olacaktı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-5960258707591643845?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/5960258707591643845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=5960258707591643845&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5960258707591643845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/5960258707591643845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/me-again.html' title='me again'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-3652346545434233740</id><published>2007-07-31T19:12:00.000+03:00</published><updated>2007-07-31T19:13:02.752+03:00</updated><title type='text'>asfalt zeminde rovaşataya kalkmak</title><content type='html'>mahalle maçında nispeten daha iyi top oynadığını iddia eden bireyin, kanıtlama girişimidir. lakin malum ülke türkiye, pek hoş sonuçlarla karşılaşılmıyor bu denemeler sonucunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sene 1995-6, fatih terim'in daha saçları var. top oynuyoruz sokakta. sokak dediğim, bildiğin yol. arabalar geçiyor sürekli. taştan yapılma kalelerimimiz. sürekli tartışıyoruz, olm direk olsa çarpar girerdi, direküstü gol değil diye. derken işte o geliyor. aramızda en iyi top oynadığını söylenen çocuk. tabi yaşı büyük diye kimse karşı çıkamıyor. başlıyoruz maça. eleman iyi ya, takımları o kuruyor. başlıyor maç, top bende. deniz tarafına bakan kaleye hücum ediyoruz. soldan bir orta yapıyorum ki bir tek hagi yapabilir böylesini. eleman içerde, top geliyor, eleman ters zıplıyor, ne oluyor aq demeye kalmadan eleman yerde, kafadan kanlar akıyor. hemen hastaneye yetiştiriyorlar. allah'tan bir şey olmuyor elemana. o akşam babam diyor "evladım rövaşata iyi oyun göstergesi değildir" ama deli gönül dinlemiyor, anlamıyor. kafa kalın tabi almıyor, aynı denemeyi kendi de yapıyor ve daha kötü bir sonuçla kendini hastanede buluyor. o gün öğreniliyor işte kafanın kalın olması delinmeyeceği anlamına gelmiyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-3652346545434233740?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/3652346545434233740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=3652346545434233740&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3652346545434233740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/3652346545434233740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/asfalt-zeminde-rovaataya-kalkmak.html' title='asfalt zeminde rovaşataya kalkmak'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8422603684967345464.post-2657567532911955339</id><published>2007-07-31T19:04:00.000+03:00</published><updated>2007-07-31T19:05:47.123+03:00</updated><title type='text'>pul koleksiyoncusu</title><content type='html'>18 yıl önce başladı hikayem. o zamanlar ne pul bilirdim, ne koleksiyon. tek hatırladığım şey ayrılmaktır geçen zamandan. hep bir şeylerden ayrılmıştım. artık benim bir parçam olmuştu ayrılık. ayrılmadan yapamıyordum.&lt;br /&gt;ilk arkadaşlarımı buldum. daha küçücüktüm. oyunlar oynayıp, eğlendim onlarla. sonra babam dedi gidiyoruz. ayrıldım hepsinden son bir bile görüşmeden. gittim ilk okulumu gördüm. ilk öğretmenimi, ilk bahçemi, ilk sıramı, ilk sıra arkadaşımı. soner. kanka ne demektir bilmeden bağlandım arkadaşıma. kelimelerin anlamını düşünmeden dolaştım onunla. babam dedi gidiyoruz, gittik. ilk defa okul değiştirdim, ilk defa yeni çocuk oldum. ama kaynaştım zamanla. onları da sevdim. hepsi içimden bir parça oldu. ama babam izin vermiyordu bir türlü bütünleşmemize. gidiyoruz dedi, gittik. ilk defa sevdim, daha doğrusu sevdiğimi sandım. yaşım 10'du daha. adı ise tuğçe. hep birlikteydik. ilk defa ben gitmemiştim bir yerden ancak bu sefer &lt;a href="http://www.lafmacun.org/bak/o"&gt;o&lt;/a&gt; gitti. sonradan öğrendim benim yüzümdenmiş, ama hiç tahmin edemeyeceğim sebepten dolayı. gitmişti, tıpkı bağlandığım diğer şeyler gibi. ertesi yıl ise sıra yine bendeydi, babam geldi, dinlemedim bile, tamam gidelim dedim, gittik. her seferinde alışmak biraz daha zorlaşıyordu. yıllardır beraber olan insanların arasına girmek gerçekten zordu, ama başardım. yine onlardan biri oldum. neye yaradı ki? yine gittik, yine ayrıldık. yaş geldi 13'e, ben geldim edirne'ye. ilk defa dışlandım. o ana kadar hiç yaşamadığım yalnızlık duygusunu ilk defa hissettim. kimse konuşmuyordu resmen. sonrasında bundan bile ayrılmak zorunda kaldım, yine gittik. derken liseye geldim. ilk defa bu kadar bağlandığımı hissettiğimi düşünüyordum. ancak ne zaman bu hisle dolsa içim tek bir olay çıktı karşıma. ordan da ayrılmak zorunda kaldım. bu kaçıncı ayrılık oldu ben saymadım. bundan sonra ise ilk sevgilim geldi karşıma. ama o kadar alışmışım ki ayrılmaya ondan da ayrıldım çabucak. sonra diğerleri geldi, sonları pek farklı olmadı. sadece isimler değişiyordu.&lt;br /&gt;böyle geçen yıllar sonunda yine bir yerlere bağlanıyorum. ama içimdeki korkuyu bir türlü yok edemiyorum. ya burdan da ayrılırsam, ne yaparım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8422603684967345464-2657567532911955339?l=pulkoleksiyoncusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/feeds/2657567532911955339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8422603684967345464&amp;postID=2657567532911955339&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2657567532911955339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8422603684967345464/posts/default/2657567532911955339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pulkoleksiyoncusu.blogspot.com/2007/07/pul-koleksiyoncusu.html' title='pul koleksiyoncusu'/><author><name>uzaklara bakan adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15044716271974558636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Ccrs5TfdTEk/SKyHfu8W67I/AAAAAAAAAA4/XVMFcfKMiuc/S220/n626288750_597188_8253.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
